Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Köşe Yazıları etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Bekir Turgut - Antalya'ya Çizilen Demiryolu

Tarafımdan Osmanlıca’dan günümüz Türkçesine aktarılan aşağıdaki metin, 1907 yılında İtalyan Ticaret Bankası tarafından kurulan Şark Ticaret Şirketi için bir İtalyan iktisatçısı tarafından hazırlanmış, Antalya ve çevresine ilişkin gizli bir raporun “Müstakbel Yollar” başlıklı bölümüdür. Rapor, Antalya’nın limanlarını, tarım ve orman zenginliklerini Anadolu’nun iç bölgelerine bağlayacak geniş bir demiryolu şebekesi tasarlamakta; bu hatların bölgenin ekonomik kaynaklarını İtalyan girişimlerinin etki alanına taşımasını öngörmektedir. Raporun 1923 yılında Ayın Tarihi dergisinde yayımlanması sırasında derginin yaptığı takdim de ayrıca dikkat çekicidir. Dergi, eserin bir İtalyan iktisatçısı tarafından kaleme alındığını, “başından sonuna kadar bir İtalyalının kaleminden çıktığını” ve kendileri tarafından “bir not bile ilave edilmediğini” özellikle belirtmektedir. Aynı takdimde, Anadolu’daki yabancı ekonomik faaliyetlerin, yabancı devletlerin siyasî faaliyet ve amaçlarına paralel olarak gelişti...

Bekir Turgut - Osmanlı’nın Amerika’ya Açılan Penceresi: Unutulmuş Bir Eserin Günümüze Söyledikleri

Sıkça hatırlamalı ve düşünmeliyiz ki, tarih yalnız geçmişi anlatmaz; bir medeniyetin dünyaya nasıl baktığını da gösterir.

Bekir Turgut - Dürzî Gerçeği: Orta Doğu’nun Değişmeyen Denklemi

Orta Doğu’nun tarihini yalnızca devletler üzerinden okumak çoğu zaman yanıltıcıdır. Bu coğrafyada bazı topluluklar vardır ki, nüfusları az olmasına rağmen yüzyıllardır bölgesel siyasetin en önemli aktörleri arasında yer almışlardır. Dürzîler bunların başında gelir. Bugün İsrail, Suriye ve Lübnan arasında yaşayan Dürzî toplumu, sayıca küçük olmasına rağmen bulunduğu coğrafyanın siyasî dengelerini etkileyen bir konuma sahiptir. Bunun sebebi yalnızca dinî kimlikleri değildir. Dağlık bölgelerde kurdukları güçlü yerel düzen, askerî gelenekleri ve değişen şartlara uyum sağlayabilen siyasî kabiliyetleri onları tarih boyunca vazgeçilmez bir unsur hâline getirmiştir. Osmanlı Devleti bunu çok erken fark etmişti. Özellikle Cebel-i Lübnan ve Havran bölgesinde Dürzî emirleriyle kurulan hassas denge, asırlar boyunca bölgenin idaresinde belirleyici oldu. Ancak XIX. yüzyılda bu denge bozuldu. Maruni-Dürzî gerilimi ve büyük devletlerin müdahalesi, Lübnan Dağı’nda Dürzîlerle Marunîler arasında başlayan ...

Nuri Gürgür - Türkiye'nin 80 Yıllık Demokrasi Macerası ve Başkanlık Sistemi

  İkinci Cihan Savaşı, 1945 yılında önce Nazi Almanyası’nın, ardından Japonya’nın teslim olmasıyla sona ererken galip devletler arasından iki kutuplu küresel bir sistem oluştu. Bir tarafta ABD’nin liderliğini yaptığı demokratik ülkeler, diğer tarafta Sovyetler Birliği’nin lideri olduğu sosyalist blok; iki grup arasında 1990 yılına kadar sürecek “Soğuk Savaş” başladı. Türkiye demokratik Batılı ülkeler tarafında yer aldı, BM’nin kurucu ülkesi oldu. Çok partili, seçimleri kazanan partinin iktidara gelebildiği demokratik dönem başladı.   Cumhurbaşkanının en yetkili ve tek söz sahibi kişi olduğu, onun liderliğinde kuvvetler birliğinin uygulandığı dönem, 14 Mayıs 1950 seçimleriyle tarihe karıştı. O tarihten itibaren bütün eksikliklerine rağmen demokratik hukuk devleti olmaya çalıştık.   27 Mayıs Askerî Darbesi’nden başlayarak neredeyse on yılda bir tekrarlanan askerî müdahalelerle bu süreç kesintiye uğrasa da asker kısa süre sonra kışlasına döndü, süreç kaldığı yerden yürümeye ...

Ayvaz Gökdemir - Erken Kifayet Duygusu

Genç arkadaşlarımızı tehdit eden bir tehlike, erken kifayet ve kemal duygusudur.  Buna hastalık da diyebiliriz.Tekamülü bir noktada durdurup dondurduğu ve müşterek çalışma, grup çalışması imkanını hemen hemen ortadan kaldırdığı için, halli gereken birinci sıradaki meselelerimiz arasına bu da girmektedir. Gençler, az çok temayül ettikleri fikriyatı, başlangıçta, en çok heyecana müsait noktaları ile benimserler. Her şey onlara olmuş bitmiş görünür. Birçok şeylerin niçin olmadığına şaşar kalırlar. Onlara kalsa her şey çok kolaydır. Bu demlerde bir heyecan selidir gençlik… Bu arada beğendikleri, kendi seviyelerinde benimsedikleri fikriyata mensup veya kendilerinin öyle sandıkları büyüklerini ağabeylerini de çok severler! Bu ağabeylerin, büyüklerin bütün söyledikleri teferruatına, dedikodusuna varıncaya kadar haşa hikmet görünür. Telaffuz şekilleri bile ezberlenir, davranışları taklit edilir. Bu ortamda yavaş yavaş da fikre aşinalık kazanır ve gerçekten muayyen bir seviye tutarlar. Daha...

Dünya İran'a Bakarken, Türkiye Karşı Çok Cepheli Kuşatma: Ege, Kıbrıs, Enerji ve İstanbul Hattı

Bütün dünya Amerika-İsrail-İran hattındaki krize odaklanmış durumda. Hürmüz’deki belirsizlik, İsrail’in savaşı sürdürme ısrarı, ABD’nin bölgeye yaptığı deniz-hava yığınağı ve İran’ın vekil unsurları üzerinden verdiği mesajlar küresel gündemin tam ortasında. Ayrıca, Trump'ın ipe sapa gelmez açıklamaları filan... Ancak burada jeopolitiğin en önemli kurallarından birini hatırlatmak lazım. Büyük güçler sıcak krizlerle meşgulken, bölgesel aktörler kendi hedef sahalarında sessiz oldu bittilerle kalıcı mevziler elde ederler. Yunanistan’ın şimdilerde Türkiye’ye karşı yürüttüğü strateji tam olarak budur. Yani ortada sadece Ege’de birkaç ada, birkaç NAVTEX ya da birkaç millik deniz yetki alanı meselesi yok.  Türkiye'nin karşısında Ege’den Kıbrıs’a, Doğu Akdeniz enerji hatlarından İstanbul’daki patrikhanenin “ekümeniklik” iddiasınakadar uzanan çok katmanlı bir siyasi-stratejik baskı mimarisi var. Ege, bunun askeri cephesi. Dedeağaç’taki Amerikan üssü, Türkiye’nin Trakya ve kuzey Ege hattı...

Prof. Dr. Ahmet Sevgi - Okullarda Şiddet

Maalesef son birkaç yıldan beri okullarda şiddet görüntüleri iyice arttı. 15 Nisan Çarşamba günü Maraş’ta, Ayser Çalık Ortaokulu’ndaki silahlı saldırı sonucu biri öğretmen, sekizi öğrenci olmak üzere 9 kişinin hayatını kaybetmesi bardağı taşıran son damla oldu. Birkaç gündür gazetelerde, televizyonlarda; okullardaki bu şiddetin sebepleri ve alınması gereken tedbirler tartışılıyor. Ağırlıklı olarak da güvenlik tedbirlerinin artırılması üzerinde duruluyor. Ancak, yetkililer kabul etmek istemeseler de kanaatimizce meselenin arka planında yanlış eğitim politikası yatmaktadır.

İran’ın Canı Gitti, Amerika'nın Malı

ABD, İran’la savaşta onlarca uçak ve kritik sistem kaybederken; Tahran’ın düşük maliyetli ama etkili “yıpratma stratejisi” hava savaşında dengeleri değiştirdi. ABD, İran’la savaşta onlarca uçak ve kritik sistem kaybederken; Tahran’ın düşük maliyetli ama etkili “yıpratma stratejisi” hava savaşında dengeleri değiştirdi. İran'a karşı yaklaşık altı haftadır süren savaş boyunca ABD, 2003 Irak işgalinde kaydedilenlerin ötesine geçen ağır askerî hava aracı kayıpları verdi. İran’ın yakın zamanda bir Amerikan F-35 savaş uçağını düşürmesi, ABD’ye ait bir savaş uçağının 23 yıl sonra ilk kez çatışmada düşürülmesi anlamına geliyor. Bir önceki olay, 2003’te Irak’ta bir A-10’un kaybedilmesiydi. 2003–2009 yılları arasındaki Irak savaşında ABD’nin toplam hava aracı kayıpları 129 helikopter ve 24 sabit kanatlı uçak olarak kaydedilmiş, bunların 46’sı karşı ateşten kaynaklanmıştı. Diğer kayıpların arıza, yakıt tükenmesi ve pilot hatasından kaynaklandığı iddia edilmişti. İran savaşının başlamasından bu...

Hayrettin Barut - İşte Vefa

Yugoslavya'nın dağılmasından sonra Balkanlar karıştı. Sırplar Bosna Hersek ve Kosova'ya saldırdılar. 28 Şubat 1998'den 11 Haziran 1999'a kadar Kosova'da süren silahlı çatışmalar sürdü... Sırplar toplu katliamlar yaptılar.Nato müdahale etmek mecburiyetinde kaldı. NATO'da Müslüman olmayan devletlerin pilotları bombalarını denize bırakıyorlardı. Müdahale sırası Türkiye'ye geldiğinde kahraman Türk pilotları gerekli müdshaleyi yaptılar. Bundan dolayı, Kosova halkı Türklere f-16 lakabına takmıştı. Zaten,Kosova'da yaşayan Bir bölgenin %100'ü tamamen Türk. Bugün Kosova'da binlerce Türk yaşıyor. 1389 yılında Osmanlı tarafından fethedilen bölgede Türkler Prizren, Mamuşa, Priştine, Gilan, Doburçan, Yanova, İpek, Vıçıtırın, Mitroviça'da yaşıyor. Ayrıca Kosova Türkleri yoğun olarak Prizren'de yaşarken, Türk belediyesi olan Mamuşa'da nüfusun tamamı Türk. Prizren ve Mamuşa da yaşayan Türklerin, konuştuğu Türkçe beni ziyadesiyle memnun ettiği gibi ol...

ABD İran Savaşından Çekilirse Ne Olur?

ABD İran ile kendi çıkarları için değil İsrail'in çıkarları ve güvenliği için savaşıyor. Benjamin Netanyahu'nun da Donald Trump'ın da iç siyasi sıkıntıları hasıraltı etmek için böyle bir savaşa ihtiyaçları vardı. Dört yıllık görev süresinin son aylarında olan Netanyahu hükümetinin, Ekim ayı sonuna kadar seçim yapması öngörülüyor. Halk nezdinde itibar erozyonuna uğrayan Netanyahu, -birden fazla rivayete göre Filistin'in gücünü bölmek için destekleyip güçlendirdiği- HAMAS'ı İsrail'e saldırtarak ilk savaşı başlattı. Böylece halkın huzurunda yerini güçlendirdi. Trump'ın da çocuk istismarı ve insan ticareti ile meşhur olan Epstein dosyaları ile başı dertteydi. Hapishanede ölen Epstein'in istismar adasına getirilen çocukları istismara kadar çok sayıda suçlamalara muhatap olan Trump da dosyayı savaşla kapatma yoluna girince Büyük Ortadoğu Projesinde Suriye hedefinden sonra sıra İran'a geldi. Ancak, Ortadoğu'daki gerilimlerin artmasıyla birlikte, sıkça d...

ABD'nin Harg Adasını İşgal Etme Niyeti Nelere Mal Olabilir?

Trump, son yaptığı sosyal medya paylaşımlardan birinde eğer Hürmüz Boğazı açılmazsa, İran'ın enerji altyapısını ve deniz suyu arıtma tesislerini bombalamakla tehdit etti. Donald Trump Pazar günü Financial Times gazetesine verdiği röportajda, Harg Adası'nı ele geçirebileceklerini söyledi. ABD-İsrail-İran savaşı bir ayını tamamladı. Son derece gergin ve zaman zaman hayati önem taşıyan dört hafta boyunca yaşanan ciddi gelişmelere rağmen, çatışmanın temel bağlamı büyük ölçüde değişmeden kaldı. Savaşın ilk haftasında, İran'ın başta yönetici ve kurmaylar olmak üzere ağır insan kayıpları, ülkede iktidar değişikliğinin yakın olabileceği yönünde uluslararası alanda yaygın yorumlara yol açtı.  İran içindeki hızlı birleşme ve yeniden yapılanma, tarihi bir örneği hatırlattı. 1980'lerde, İran-Irak savaşının arifesinde, Tahran'da büyük kalabalıklar, iktidardaki yetkililere duydukları derin memnuniyetsizliği ifade etmek için sokaklara dökülmüştü. Ancak savaş ilerledikçe, durum ani...

Tuzdan Arındırma Tesisleri

Trump İran'a 48 saat süre verdi. Kimse tehlikenin büyüklüğünün farkında değil. Herkes Trump'ın tehdidine bakıyor. Ben İran'ın cevabına bakıyorum. Çünkü o cevabın içinde kimsenin görmediği bir felaket var. İran yalnız üç kelime söyledi: "Tuzdan arındırma tesisleri." Bu 3 kelime Körfez ülkelerini yaşanmaz hale getirebilir. Nasıl mı? Trump dün gece bir açıklama yaptı: "Eğer İran Hürmüz Boğazı'nı 48 saat içinde açmazsa elektrik santrallerini vuracağız. En büyüğünden başlayarak." İran saatler içinde cevap verdi: "Eğer enerji altyapımız vurulursa bölgedeki tüm enerji tesisleri, tuzdan arındırma tesisleri ve bilgi teknolojisi altyapısı hedef alınacaktır." Körfez ülkelerinde tatlı su yok. Nehir yok. Göl yok. Yağmur neredeyse yok. Suudi Arabistan, BAE, Katar, Kuveyt, Bahreyn. Bu ülkelerdeki içme suyunun büyük bölümü tuzdan arındırma tesislerinden geliyor. Deniz suyunu tuzdan arındırıyorsun. İçilebilir su elde ediyorsun. Bu tesisler ne ile çalışıyor?...

Yusuf Halaçoğlu - Çanakkale Ruhu

111. Yıldönümünü kutladığımız Çanakkale savaşları, kendi kulvarında dünyanın en büyük olaylarından birisidir. Yokluk, varlığı... iman, küfrü... tevazu ve mahviyet, kuru gururu... perişan etmiştir. Çanakkale Zaferi, dünya tarihinde bir dönüm noktası olmuş, tarihin akışı üzerinde Türk Milleti, belirleyici bir rol oynamış, Millet olma bilincinin tohumları atılarak, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasına zemin hazırlayan, bir prestij ve azmin mücadelesinin adı olmuştur. Nitekim kazanılan zafer hakkında devrin önemli liderleri şunları söylediler : Mesela Churchill, “Türkler, Çanakkaleyi zorlayan çağının en ileri tekniğine sahip güçler karşısına adeta bir kale gibi dikilmişlerdir” diyor. Sör Kombet ise, “Çanakkalede her şeyimiz kusursuzdu. Fakat başarılı olmadık. Zira Türkler, yuvalarına girilmiş aslanların hiddet, cesaret ve kahramanlığı ile savaşıyorlardı. Böyle bir millet görmedim”. Bu bakımdan çocuklarımıza Çanakkale’yi anlatırken, Çanakkale’nin normal bir savaş olmadığını belirtmeliyiz. Gerç...

Emekli Memur Devletine Küstü

Emekli memur, yıllarca devlete hizmet etmiş, sabahın köründe daire yolunu tutmuş, mesai saatlerine sadık kalmış bir öömürdür. Siz deyin yirmi beş yıl, biz diyelim kırk beş yıl sosyal güvenlik primi ödemiştir. Şimdi o ömür, artık “rahat etme” vaktinde, başka bir mesaiyle karşı karşıya: Geçim mesaisi çok zor. Maaş, çalışırken zaten mütevazıydı. Emeklilikte daha da eksilip yüzde 70-80 aralığına düşecekti. Kanun böyleyken 2023 yılında memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar "seyyanen" çalımıyla bu miktarı iyice aşağı çektiler. Enflasyonun her ay tırpanladığı bu gelirle kira, fatura, mutfak masrafı üçgeninde denge kurmak bir cambazlık ister. Eskiden “bir ev, bir araba” hedefi vardı; şimdi hedef, ay sonunu borçsuz kapatmak. Torun geldiğinde cebine harçlık koyabilmek, bayramda bir küçük hediye alabilmek, onun gözünde hâlâ “dimdik duran dede/nine” olabilmek için çoğu zaman kendi ihtiyaçlarından kısar. Sağlık, ayrı bir cephedir. Yılların masa başında bıraktığı bel-boyun ağrıları, ...

Beşir Ayvazoğlu - Edebiyatın Çanakkale’si

1915 yılının haziran ayında, aralarında Tevfik Fikret’in de bulunduğu otuz kadar şair, yazar, ressam ve bestekâr Karargâh-ı Umumî İstihbârât Şubesi Müdürlüğü’nden birer tezkere alırlar. Yazıda, Çanakkale’de savaş alanlarını gezerek duygularını ve düşüncelerini icrâ ettikleri sanatın diliyle halka ve gelecek nesillere anlatmaları istenmektedir. Bu bir emir değil, sadece bir rica ve tekliftir. 11 Temmuz 1915 pazar günü, sol kollarında “çift yeşil defne dalından işaretli hâki keten elbiseleriyle” Sirkeci Garı’nda toplanan sanatkârlar, davet edilen birçok tanınmış şair ve yazarı aralarında göremeyince hayal kırıklığına uğrarlar. İbrahim Alaeddin “Refakatleri haberiyle sevindiğimiz zevattan bir kısmı son günlerde kararlarından vazgeçmişlerdi” diyor ve bazılarının resmî görevleri sebebiyle, bazılarının da seyahat yorgunluğunu ve muhtemel tehlikeleri düşünerek bu tarihî fırsatı kullanmadıklarını söylüyor. Tevfik Fikret o günlerde bir seyahate dayanamayacak kadar hastadır ve bir ay kadar sonra...

Humeyniseverler Geri mi Döndü?

1979 Yılının Şubat ayında Türkiye ve Fransa’da sürgün hayatı yaşayan Ayetullah Humeyni halkın tezahüratları arasında İran’a döndü. Şah Rıza Pehlevi, ailesi ve servetiyle ülkeden kaçtı. Türkiye’de kendilerine “İslamcı” adını veren gruplar o tarihlerde duvarlara “Allahü Ekber / Humeyni rehber” yazmakla meşguldü. Dergileri, kitapları aynı havaya girmişti. Hepsi kültür ve mezhep farklarını unutmuş, İslam düzeni ütopyasında uçuyorlardı. Türkiye’de çalışan ve okuyan Güney Azerbaycan Türkleriyle sohbetlerimizde bu gidişin sonunu iyi görmediğimizi, ana dilleri ve hayat tarzları üzerinde şah zulmünü aratmayacak baskıların yaklaştığını söylediğimizde önce inanmadılar. Aylar yılları kovaladı. İki yıl içinde dediğimize geldiler ama iş işten geçmişti. ABD – İsrail koalisyonunun bazı Arap ülkelerinin de desteği ile İran’a saldırması kendilerine İslamcı diyenlerin kafalarını karıştırdı. Kadir Mısıroğlu’nun “İsterse Amerika’nın kuklası olsun, yeter ki halifemiz olsun” saçmalığına inananlar var. ...

Mehmet Ocaktan - Babamın hasta yatağında bana son sözleri: Kötü Günler Geliyor Kendini Koru

Bu ülkede yaşayanlar olarak, son dönemde önümüzden kâbus gibi akıp giden günlerin ardından bakarken, hastanede babamla aramızda geçen son konuşma düştü aklıma. Babam siyaset konuşmayı çok severdi. Demokrat Parti geleneğinden geliyordu. 1970’li yıllarla birlikte MSP, Refah ve sonra AK Parti çizgisinde adeta gönüllü bir misyoner gibi çalıştı. Zaman zaman umutsuzluğa düştü ama heyecanını hiç kaybetmedi. 2014 yılında beni ve arkadaşlarımı AK Parti çizgisine yakın gazetelerden kovduklarında içinde bir şeyler kırılmıştı. 2017 referandumu onun için bir milat oldu. O günden sonra sadece benim yanımda “Bunlar bizi kandırdı” cümlesini kurmaktan çekinmezdi. 2017’de beyninde pıhtı atması sonucu günlerce hastanede yattı ve sağ tarafında felç oluştu. 2019’da ikinci kez pıhtı atınca yoğun bakım süreçleri başladı ve 2020 yılı 20 Ocak’ta bu dünyaya veda etti. Bir ara yoğun bakımdan ‘bakım ünitesi’ne çıkardıklarında yanında kaldım. Artık çok zor konuşuyordu, konuşuyordu bile denemezdi aslında. Bir ara y...