ABD İran Savaşından Çekilirse Ne Olur?

0

ABD İran ile kendi çıkarları için değil İsrail'in çıkarları ve güvenliği için savaşıyor. Benjamin Netanyahu'nun da Donald Trump'ın da iç siyasi sıkıntıları hasıraltı etmek için böyle bir savaşa ihtiyaçları vardı.

Dört yıllık görev süresinin son aylarında olan Netanyahu hükümetinin, Ekim ayı sonuna kadar seçim yapması öngörülüyor. Halk nezdinde itibar erozyonuna uğrayan Netanyahu, -birden fazla rivayete göre Filistin'in gücünü bölmek için destekleyip güçlendirdiği- HAMAS'ı İsrail'e saldırtarak ilk savaşı başlattı. Böylece halkın huzurunda yerini güçlendirdi.

Trump'ın da çocuk istismarı ve insan ticareti ile meşhur olan Epstein dosyaları ile başı dertteydi. Hapishanede ölen Epstein'in istismar adasına getirilen çocukları istismara kadar çok sayıda suçlamalara muhatap olan Trump da dosyayı savaşla kapatma yoluna girince Büyük Ortadoğu Projesinde Suriye hedefinden sonra sıra İran'a geldi.

Ancak, Ortadoğu'daki gerilimlerin artmasıyla birlikte, sıkça dile getirilen bir görüşe göre Amerika Birleşik Devletleri bir "çıkmazda" bulunuyor; alacağı her karar, küresel ekonomik ve siyasi çöküşe yol açacak bir zincirleme reaksiyonu tetikleyebilir. Bu bakış açısı genellikle beş aşamalı bir senaryo üzerinden ele alınır: Körfez ülkelerinin İran'ın etkisi altına girmesi, petrodolar sisteminin çökmesi, Asya'da askeri yığılma, Avrupa'nın Amerika Birleşik Devletleri'nden uzaklaşması ve nihayetinde doların dünyanın rezerv para birimi statüsünü kaybetmesi.

İlk bakışta bu argüman mantıklı ve hatta ikna edici görünüyor. Ancak daha yakından yapılan analitik bir inceleme, çok daha karmaşık, çok katmanlı ve dengeli bir tablo ortaya koyuyor. Amerika Birleşik Devletleri zorlu stratejik seçimlerle karşı karşıya olsa da, bu otomatik olarak küresel sistemin çöküşü anlamına gelmiyor.

Bu bağlamda, ABD'nin bölgeden tamamen çekileceğine dair iddialar biraz abartılıdır. Amerika Birleşik Devletleri bölgede askeri üslerini, deniz varlıklarını ve güçlü ittifaklarını sürdürmektedir. Bu nedenle, "çıkmaz" kavramı jeopolitik gerçekliğin doğru bir tasvirinden ziyade siyasi bir anlatıyı yansıtmaktadır. 

ABD'ni Ortadoğu'dan ve bu kirli savaştan çekilmeye zorlayacak yegane güç ABD halkının gücüdür. ABD havalimanlarına uçaklardan demir tabutlar inmeye başladığında Amerikalılar İsrail'in güvenliği için ölmek zorunda olmadıklarını Trump'ın yüzüne haykıracaklardır.

İran'ın bölgede şüphesiz bir etkisi olsa da, ABD çekilince Körfez'e hakim olabileceği fikri tartışmalıdır. Aslında, son eğilimler daha dengeli, çok kutuplu bir bölgesel düzene doğru bir kaymayı göstermektedir. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler yalnızca Amerika Birleşik Devletleri'ne bağımlı değiller. Dış ilişkilerini aktif olarak çeşitlendiriyorlar, Çin, Avrupa ve diğer bölgesel aktörlerle etkileşim kuruyorlar. Stratejik hedefleri, herhangi bir tek güce aşırı bağımlılıktan kaçınmaktır.

ABD çekilirse ABD dolarının rezerv para olmaktan çıkacağı ve bunun ABD'nin sonu olacağı iddiası da temelsizdir. Petrodolar sistemi, genellikle ABD'nin küresel finansal gücünün temel direklerinden biri olarak kabul edilir. Petrol fiyatlarının ABD doları üzerinden belirlenmesi, para birimine yönelik küresel talebin sürdürülebilirliğini sağlayarak, yüksek borç seviyelerine rağmen ABD ekonomisini desteklemeye yardımcı olur. Ancak bu sistemin ani çöküşü olası görünmüyor. Bazı ülkeler ticaret için alternatif para birimleri aramaya başlamış olsa da, ABD doları küresel finans sisteminin merkezinde yer almaya devam ediyor. Doların yerini alacak bir alternatif para birimi sadece yeterli olmayacak, aynı zamanda sağlam bir finansal altyapı ve yüksek düzeyde küresel güven de gerektirecektir. Bu, ani bir değişim değil, yıllar sürecek kademeli bir süreç olacaktır.

ABD'nin Asya'daki müttefiklerinin, ABD'nin güvenlik garantilerinin zayıfladığını algılamaları durumunda askeri kapasitelerini artırmaları olasıdır . Japonya zaten savunma bütçesini genişletti ve Güney Kore askeri kapasitesini güçlendirmeye devam ediyor. Ancak bu eğilim yalnızca ABD'nin Orta Doğu'daki eylemlerinden kaynaklanmıyor. Bölgesel dinamikler, özellikle Çin'in yükselişi ve Kuzey Kore'nin oluşturduğu tehdit de bu eğilimi şekillendiriyor.

Bir diğer iddia ise Avrupa'nın Amerika Birleşik Devletleri'nden uzaklaşabileceği, Rusya ile barış arayışına girebileceği ve bunun sonucunda NATO'nun parçalanabileceği yönündedir. Ancak Ukrayna'daki savaşın ardından yaşanan gelişmeler bunun tam tersini göstermektedir. Avrupa ülkeleri savunma politikalarını güçlendirdi ve NATO Doğu Avrupa'daki askeri varlığını genişletti. Amerika Birleşik Devletleri başka yerlerdeki katılımını azaltsa bile, Avrupa'nın mevcut ittifakları dağıtmaktan ziyade kendi güvenlik kapasitesini güçlendirmesi daha olasıdır. Dolayısıyla, NATO'nun yakın zamanda çökeceği düşüncesi güçlü ampirik dayanaktan yoksundur.

İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisi gibi stratejik nüfuzuyla önemli bir bölgesel aktör olmaya devam etmektedir. Bununla birlikte, gücü mutlak değildir ve diğer küresel oyuncular tarafından dengelenmektedir. Sonuç olarak, mevcut çatışma küresel sistemdeki zaafları ortaya koyuyor ancak sistemin yakın zamanda çökeceğinin sinyalini vermiyor.

Yorum Gönder

0 Yorumlar

Yorum Gönder (0)

#buttons=(Çerezleri kabul et) #days=(20)

Web sitemiz çerezler sunmaktadır. Kabul edin
Çerezleri kabul et