111. Yıldönümünü kutladığımız Çanakkale savaşları, kendi kulvarında dünyanın en büyük olaylarından birisidir. Yokluk, varlığı... iman, küfrü... tevazu ve mahviyet, kuru gururu... perişan etmiştir.
Çanakkale Zaferi, dünya tarihinde bir dönüm noktası olmuş, tarihin akışı üzerinde Türk Milleti, belirleyici bir rol oynamış, Millet olma bilincinin tohumları atılarak, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasına zemin hazırlayan, bir prestij ve azmin mücadelesinin adı olmuştur.
Nitekim kazanılan zafer hakkında devrin önemli liderleri şunları söylediler : Mesela Churchill, “Türkler, Çanakkaleyi zorlayan çağının en ileri tekniğine sahip güçler karşısına adeta bir kale gibi dikilmişlerdir” diyor.
Sör Kombet ise, “Çanakkalede her şeyimiz kusursuzdu. Fakat başarılı olmadık. Zira Türkler, yuvalarına girilmiş aslanların hiddet, cesaret ve kahramanlığı ile savaşıyorlardı. Böyle bir millet görmedim”.
Bu bakımdan çocuklarımıza Çanakkale’yi anlatırken, Çanakkale’nin normal bir savaş olmadığını belirtmeliyiz. Gerçekten de Çanakkale, göğüslerin düşmana siper edildiği, havada kurşunların birbiri ile çarpıştığı sıradışı bir savaştı. Çanakkale aynı zamanda yaralı düşmanını savaş alanından alıp düşman siperlerine götürüp teslim edecek kadar insan olduğunu unutmayanların savaşıydı.
Çanakkale’de sadece bir cesaret örneği gösterilmemiş, aynı zamanda insan onur ve haysiyetinin zirve yaptığı bir nitelik de sergilenmiştir.
Çanakkale Cephesi Savaşları sonucu, Anadolu'daki her 3 evin 1'inden şehit çıkmıştır. 3 kadından birisi ise dul kalmıştır.
Çanakkaleyi geçilmez yapan, Çanakkale Savaşı'nda şehid olan insanların torunları olan bizler, bu savaşın tarihi, siyasi, askeri ve diplomatik yönlerini iyi bilmeli, günümüze ulaşan etkilerini iyi değerlendirmeliyiz. Bayrağın teslimiyetini, her keresinde gerçek varlığın ilânı olan ezanın susmasını, ata kanlarıyla sulanmış kutsal vatan topraklarının düşman çizmesi altında ezilmesini kabul etmeyip, inanç ve iman dolu göğüslerin düşmana siper edildiğini unutmamalıyız.
Mukaddes vatan toprakları için, canlarını seve seve vererek; bir ulusun kaderini değiştiren, vatanımızı, istiklalimizi, sarsılmaz imanları, eşsiz cesaretlerine borçlu olduğumuz, aziz şehitlerimiz, dünyada eşi benzeri olmayan bir destan yazmıştır. Onlar, şairin dediği gibi, toprakları uğruna toprağa düşüp, bir hilâl uğruna tertemiz alınlarından vurulup, makber yerine, Yüce Peygamberin kendilerine açılan kollarına yol almıştır.
Vatanın her karış toprağını kanlarıyla sulamış bu destanı yazanlara karşı, ehl-i sâlib’in temsilcileri olarak Türkiye Cumhuriyeti’ne ve değerlerine düşman olan günümüz zihniyetlerini iyi tanımalıyız.
Bu vesileyle, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü, Çanakkale’de destan yazan komutanından erine kadar verdiğimiz tüm şehitlerimizi ve ahirete göçmüş gazilerimizi, o günden bugüne dek vatan için can veren şehitlerimizi, bir kez daha saygı ve şükranla anıyor, Cenab-ı Allah’tan rahmetler diliyorum.
