Ana içeriğe atla

Mehmet Ocaktan - Babamın hasta yatağında bana son sözleri: Kötü Günler Geliyor Kendini Koru


Bu ülkede yaşayanlar olarak, son dönemde önümüzden kâbus gibi akıp giden günlerin ardından bakarken, hastanede babamla aramızda geçen son konuşma düştü aklıma.

Babam siyaset konuşmayı çok severdi. Demokrat Parti geleneğinden geliyordu. 1970’li yıllarla birlikte MSP, Refah ve sonra AK Parti çizgisinde adeta gönüllü bir misyoner gibi çalıştı. Zaman zaman umutsuzluğa düştü ama heyecanını hiç kaybetmedi.

2014 yılında beni ve arkadaşlarımı AK Parti çizgisine yakın gazetelerden kovduklarında içinde bir şeyler kırılmıştı. 2017 referandumu onun için bir milat oldu. O günden sonra sadece benim yanımda “Bunlar bizi kandırdı” cümlesini kurmaktan çekinmezdi.

2017’de beyninde pıhtı atması sonucu günlerce hastanede yattı ve sağ tarafında felç oluştu. 2019’da ikinci kez pıhtı atınca yoğun bakım süreçleri başladı ve 2020 yılı 20 Ocak’ta bu dünyaya veda etti. Bir ara yoğun bakımdan ‘bakım ünitesi’ne çıkardıklarında yanında kaldım. Artık çok zor konuşuyordu, konuşuyordu bile denemezdi aslında. Bir ara yatağının yanına uzandığımda kulağıma fısıldayarak “Kötü günler geliyor, kendini koru” dediğinde içimde adeta fırtınalar kopmuştu ve bu son konuşmamız oldu babamla.

Şimdi geriye dönüp baktığımda, hayatının son günlerinde “Şu anda yaşadığımız umutsuz günlerin geleceğini yüreğinde hissetmiş miydi acaba?” diye düşünmeden edemiyorum.

Kuşkusuz sadece babam açısından değil, Ak Parti’ye gönül veren ve yeni bir Türkiye kurulacağı umuduna kapılan pek çok insanın, bugün yaşananlardan dolayı derin bir hayal kırıklığı yaşadıklarını hissediyorum.

Bugün neden böyle bir Türkiye’ye uyandığımızın elbette pek çok izahı var. Ama görünen en bariz faktör, galiba yola çıkarken büyük hedefler ortaya koyan ve topluma ‘yeni Türkiye’ hayalleri kurduran AK Parti’nin, artık o kendi hedeflerine ve hayallerine bile inanmıyor olsa gerek.

Birilerinin “Aslında AK Parti, yola çıkarken dillendirdiği hukukun üstünlüğüne ve demokratik değerlere o gün de inanmıyordu, topluma takiye yapıyordu” şeklindeki ezberlerine asla itibar etmiyorum.

Ancak, itiraz edenlerin argümanlarını kabullenmek hepimize zor gelse de bugün itibariyle toplumu adalete hasret bıraktığımız gerçeği de bizi derin bir suskunluğa mahkum ediyor.

Şu anda Türkiye’de yaşanan hukuksuzlukları ve özgürlüklere getirilen kısıtlamaları yazmaktan, akademik özgürlüklerini kaybeden, bilim ürütemediği için dünyanın kaliteli eğitim kurumları arasında yer alamayan üniversitelerimize ve umutlarını kaybeden gençlerimize üzülmekten çok yorulduk.

Talihsizlik şu ki; hukuktan ekonomiye, eğitimden dış politikaya kadar pek çok alanda toplum olarak bizi yeniden umutlandıracak, en azından nefes almamızı sağlayacak hiçbir pozitif işaret de görünmüyor ufukta.

Bir ülkede hukukun böylesine göz göre göre yok edilmesi, toplumun büyük kesiminin adalete hasret bırakılması hiçbir iktidar için hayırlı sonuçlar üretmez.

Her ne kadar devlet gücünü arkanıza alarak erken şampiyonluk ilan etseniz de sonuçlar her zaman istediğiniz gibi olmayabilir. Çünkü toplumun bir tahammül sınırı vardır, orayı çok zorlarsanız sonunda her şeye veda etmek zorunda kalabilirsiniz.

Üzücü olan şu ki; bizi ve geniş toplum kesimlerini yıllardır yanlış hayallere inandırmışlar. Oysa biz, adaletli, vicdanlı ve merhametli olduklarına inanmıştık. Ama onlar ‘yeşil sarıklı ulu hocalara’ kendileri bile inanmamışlar.

Zaman zaman değerli şairimiz Sezai Karakoç’un “Hızır’la Kırk Saat”teki şu dizelerini hatırlatarak bir bakıma teselli bulmaya çalışıyorum. Eminim okuduğunuzda sizin için de iyi gelecektir.

/Ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz

Bu kesik dansa karşı bana bir şey öğretmediniz

Kadının üstün olduğu ama mutlu olmadığı

Günlere geldim, bunu bana öğretmediniz

Hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı

Ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim

Bunu bana söylemediniz./

Biliyorum ki ,Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu çaresizlik hali hepimizin canını yakıyor. Böyle zamanlarda yine Sezai Karakoç’un “Veda” şiirindeki şu dizeyi tekrar tekrar okumak geliyor içimden.

/Tren kaçırmış gibiyim

Sana veda/


-----------------
MEHMET OCAKTAN

Balıkesir Dursunbey ilçesi Karyağmaz köyünde doğar. İlkokulu doğduğu köyde, ortaokulu Bursa Yıldırım Bayazıt Ortaokulunda tamamlar. 1975 yılında Bursa Erkek lisesinden, 1984 yılında da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi doğu dilleri bölümünden mezun olur. Yeni Devir (1983) ve Tercüman (1983-1994), Güneş gazetelerinde gazetelerinde editörlük ve görsel tasarımcılık yapar.1994 yılında yayın hayatına başlayanYeni Şafak gazetesinin kurucu genel yayın yönetmenliğini üstlenir; uzun yıllar bu gazetede genel yayın koordinatörlüğü, Ankara temsilciliği ve köşe yazarlık yapar. 2007 milletvekili seçimlerinde Ak Parti'den Bursa milletvekili seçilir, 2007-2011 yılları arasında milletvekili olarak görev yapar. Milletvekilliğinden sonra Star gazetesinde genel yayın koordinatörlüğü ve Akşam gazetesinde genel yayın yönetmenliği yapar, aynı zamanda köşe yazıları yazmaya da devam eder. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi olan Ocaktan, ayrıca Basın Konseyi üyeliğinde de bulunur. Hâlihazırda Karar gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Ocaktan edebiyatla ilgilenmeye yoğun olarak üniversite yıllarında başlar, hâlihazırda da bu ilgisi devam etmektedir.


Mehmet Ocaktan üniversite yıllarında şiirle yakından ilgilenir. Şiirlerini ve edebiyata ilişkin yazılarını Mavera, Yönelişler, Üç Çiçek, Şiir Atı, Gergedan, Bürde, Yedi İklim, Kaşgar, İpek Dili, Sombahar, Gösteri ve Dergâh dergilerinde yayınlar. Zaman zaman edebiyat dergilerinde şiir üzerine yazılar da yayımlar. İlk şiir kitabı Rüzgarla Yaslı'yı 1984 yılında yayımlayan şair, Kırık Bir Rüya Denizi (1989), Aşk Meleği (1995) adlı kitapları yayınmar. 2001 yılında ise Melek Burcu adı altında -son yazdığı şiirlerini de ekleyerek- tüm şiirlerini toplu olarak yayımlar. Mehmet Erdoğan "Kırık Bir Rüya Denizine Girerken" başlıklı yazısında 1980 sonrası Türk şiiri değerlendirilirken "biçimiyle, biçemiyle, izleğiyle" Ocaktan'ın da şiirlerini mutlaka dikkate alınması gerketiğini söylerek onun Türk edebiyatundaki haklı yerini vurgular. Ocaktan'ın şiirlerine bakıldığında biçimsel olarak serbest şiire örnek oluşturdukları görülür. Tematik olarak aşk, yaşama sevinci, tabiatın güzelliğini hissetmekten duyulan mutluluk vb. konuların öne çıktığı görülür. Modernist bir dil, anlatım ve söylemin öne çıktığı bu şiirlerde imge ve sembolün yoğunluğu fark edilir; şiirlerde metafizik arayışlar dikkati çeker. Ocaktan'ın şiirlerinde modernizmin ve modern yaşama biçiminin eleştirisi de oldukça yoğundur.

Mehmet Ocaktan’ın ayrıca düz yazılarından oluşan Kanun Hükmünde Kederli Bir Sonbahar Şarkısı (2001), Naziler Caz Sevmez (2004), Yüreğimin Son Kalesi (2004), İçimdeki Hafız (2005) adlı dört kitabı vardır. Bu eserler kültür, sanat, tarih, siyaset vd. muhtelif konularda yazılardan oluşur. Ocaktan'ın düzyazılarında ya da gazete yazılarındaki dil, anlatım ve üslup şair kimliğini belirgin biçimde hissetirmektedir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Peygamberimiz ve Güzel Ahlak (Cuma Hutbesi)

    Ey Fahr-i Kâinat Efendimiz! Veladetinin sene-i devriyesinde, “ Ne mutlu beni görmeden iman edenlere ” [1] diyerek müjdelediğin kardeşlerin olmanın huzur ve mutluluğunu yaşıyoruz. Bizleri ümmetin olmakla şereflendiren Yüce Rabbimize sonsuz hamd ve sena ediyoruz. Salât ü selâm, tahiyyât ü ikrâm, her türlü ihtirâm sana, âline ve ashabına olsun. Aziz Müminler! Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), Cenâb-ı Hakk’ın “ Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin ” [2] övgüsüne mazhar olan, ilahî mesajın nasıl hayat bulacağını gösteren bir kılavuzdur. Ve onun ahlakı, yaşadığı çağda kalan ya da uzaktan hayranlık duyulan bir örneklikten ibaret değildir. Efendimiz (s.a.s)’in rahmet mesajlarında bütün insanlık için hikmetler vardır. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s) buyurdular ki: “ Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar. ” [3] Yine buyurdular ki: “ Doğruluktan ayrılmayın. Çünkü doğruluk iyiliğe, iyilik de cennete götürür… Yalandan sakının! Çünkü yala...

PDF Dosya Boyutunu Düşürmenin Pratik Yolu

PDF dosyaları, profesyonel, akademik ve kişisel ortamlarda bilgi paylaşımının standart formatlarından biri haline gelmiştir. İster bir proje raporu, teknik doküman, iş teklifi, taranmış sözleşme ya da sunum olsun, PDF formatı birçok alternatif dosya türünün sağlayamadığı tutarlılığı sunar. Bir belge, hangi cihaz veya işletim sistemi kullanılırsa kullanılsın aynı görünümünü korur ve bu da PDF’leri güvenilir bir iletişim aracı haline getirir. Ancak belgeler daha kapsamlı ve görsel açıdan daha zengin hale geldikçe dosya boyutları da büyümeye başlar. Yüksek çözünürlüklü görseller, gömülü grafikler, taranmış sayfalar ve detaylı tasarımlar dosya boyutunu hızla artırabilir. Başlangıçta kullanışlı görünen bir belge, zamanla saklanması, yüklenmesi, paylaşılması veya e-posta ile gönderilmesi zor bir dosyaya dönüşebilir. Bu nedenle PDF boyutunu yönetmek, birçok kullanıcı için dijital verimliliğin önemli bir parçası haline gelmiştir. Belge yönetimindeki en önemli gelişmelerden biri çevrimiçi PDF a...

Özbekistan Hava Kuvvetlerine 24 Çin J-10 CE Savaş Uçağı Aldı

Özbekistan, Çin üretimi J-10CE savaş uçaklarını envanterine kattığını devlet televizyonunda yayımlanan görüntülerle ilk kez doğruladı. Özbekistan'ın bağımsızlığının 35’inci yıl dönümü kapsamında yayımlanan görüntülerde, Özbekistan Hava Kuvvetleri’ne ait J-10CE savaş uçakları da yer aldı. Görüntülerde uçakların formasyon halinde uçtuğu ve bir hava üssüne iniş yaptığı görüldü. Uçaklardan birinin, kuyruğunda Özbekistan bayrağıyla fren paraşütünü açarak iniş yaptığı belirtildi. Özbekistan, Çin'in J-10CE savaş uçağını kullanan ikinci yabancı ülke olduğunu doğruladı . Bu durum, Pekin'in gelişmiş savaş uçağı ihracatında bir başka atılımı ve uzun süredir Rus savaş uçaklarının hakimiyetinde olan Orta Asya savunma pazarına potansiyel olarak önemli bir giriş anlamına geliyor. Daha önce çıkan haberlerde Özbekistan'ın 24 adet J-10CE siparişi verdiği öne sürülmüştü, ancak iki ülke de bu anlaşmayı doğrulamadı. Ancak, Özbekistan Cumhurbaşkanlığı Ofisi tarafından Cuma günü ülkenin 35...

Kırgızistan Cumhuriyeti 35'inci Bağımsızlık Yıldönümünü Kutluyor

Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla 31 Ağustos 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan eden Kırgızistan'da halk, bugün egemen bir devlet olmanın coşkusunu yaşıyor. Türkistan coğrafyasında yaşayan en eski Türk kökenli topluluklardan olan Kırgız halkı, bugün 1991 yılında ilan edilen bağımsızlığın coşkusunu yaşıyor. Tarih sahnesine MÖ 3. asırda çıkan Kırgızlar, 16. ve 17. yüzyıllarda Kalmuk ve Moğollara karşı mücadele verdi. 18. yüzyılda Türkistan’da teşekkül eden hanlıklara tabi olan Kırgızlar, 1860 -1861 yıllarında ise Rus işgaline uğradı. Kırgızlar, 19. yüzyılın sonlarına doğru Çarlık rejiminin yönetimi altında yaşamaya başladı. Çarlık Rusyası öncelikle Kazak bozkırlarını ele geçirdi ve sonra Tanrı Dağlarına Sibirya tarafından girerek Türkistan’ı işgal etti. 1867 yılında Çarlık Rusyası Türkistan’ı önce bölgelere ve sonra da eyaletlere böldü. Çarlık Rusyası böldüğü topraklara Rusları yerleştirmiş ve bu topraklarda yeni bir Rusya yaratmayı amaçlıyordu. 31 Ağustos 1991’de olağanüstü top...

Bazı NATO Ülkeleri Yeni Nesil Çok Amaçlı Helikopter Arıyor

Altı NATO ülkesi için geliştirilen Yeni Nesil Döner Kanatlı (NGRC) Çok Amaçlı Helikopterin geliştirme süreci bir sonraki aşamaya geçiyor. NATO Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA), 31 Temmuz'da helikopter programının konsept tasarım aşaması için bir Teklif Çağrısı (RFP) yayınladı. Tekliflerin sunulması için son tarih Ağustos 2027'dir.