Maalesef son birkaç yıldan beri okullarda şiddet görüntüleri iyice arttı. 15 Nisan Çarşamba günü Maraş’ta, Ayser Çalık Ortaokulu’ndaki silahlı saldırı sonucu biri öğretmen, sekizi öğrenci olmak üzere 9 kişinin hayatını kaybetmesi bardağı taşıran son damla oldu. Birkaç gündür gazetelerde, televizyonlarda; okullardaki bu şiddetin sebepleri ve alınması gereken tedbirler tartışılıyor. Ağırlıklı olarak da güvenlik tedbirlerinin artırılması üzerinde duruluyor. Ancak, yetkililer kabul etmek istemeseler de kanaatimizce meselenin arka planında yanlış eğitim politikası yatmaktadır.
Mecburi Eğitim
Bilindiği üzere, 2012-2013 eğitim-öğretim yılından itibaren 4+4+4 eğitim sistemine geçilerek zorunlu eğitim 12 yıla çıkarılmıştı. Böylece okumak isteyen öğrencilerle okumak istemeyen öğrenciler 12 yıl boyunca bir sınıfa doldurulmuş oldu ki böyle bir ortamda birtakım sosyal ve psikolojik problemlerin çıkmaması mümkün değil. Çünkü hem öğrenci okumak istemiyor, hem de veli çocuğunu okutmak istemiyor. Ama sistem illa okuyacaksınız/okutacaksınız diye diretiyor. Böyle bir sistemden hayır gelir mi?
Hemen hepimiz o sıralardan geçtik, ilkokuldaki sınıfımızı düşünelim. Hangi arkadaşımızın okuyacağını, hangi arkadaşımızın da okumayacağını o çocuk halimizle biz bile tahmin edebiliyorduk. Yani insanların kabiliyetleri farklı farklıdır. Eğitimin görevi; onları eğilimlerine göre tasnif ederek önünü açmaktır. Hiçbir ayrım yapmadan herkesi sınıflara doldurarak kargaşa çıkartmak eğitim değildir.
Eğitimin Kalitesi
Eğitimde başarı; sınıftaki öğrencilerin kabiliyetli ve okuma arzularının yüksek olmasıyla doğru orantılıdır. Aksi takdirde başarı oranı düşer, disiplinsizlik artar. Esasen disiplinin olmadığı yerde de her şey olabilir:“Tembellik, vurdumduymazlık, öğretmene saygısızlık, akran zorbalığı, şiddet, bağımlılık… Say sayabildiğin kadar. İşte 12 yıllık mecburi eğitimin bizi getirdiği nokta…
Sınıfta disiplinsizlik artınca ister istemez öğretmen can derdine düştü. Eğitim-öğretimde mecburen gevşemeler oldu. Ve sınav odaklı bir sisteme geçildi. Diğer bir ifade ile okullar YKS’ye (Yükseköğretim Kurumu Sınavı) öğrenci hazırlama dershanelerine dönüştü. Öğrenci bir şey öğrenmek yerine, YKS’yı kazanmaya odaklandı.
Öğretmenin İtibarı
Bu hengâmede öğretmenin itibarı da sarsıldı. Veli aktif, öğretmen pasif duruma düştü. Bir zamanlar veli, çocuğunu öğretmene teslim ederken “Eti senin, kemiği benim” derken artık veli, öğretmene “Çocuğumun eti de benim, kemiği de benim. Sen de benim ırgatımsın” gözüyle bakmaya başladı.
“Böyle gecenin hayr umulur mu seherinde?”
Elbette umulmaz. Ortaöğretim gençliğini yarış atına çevirdik. Yarıştan kopanlar işi boş vermişliğe vererek şiddete ve akran zorbalığına yöneldi. Yarışa devam edenler de gece-gündüz test çöze çöze asosyal gençler olup çıktılar. Böylece millet olarak pek farkında olmasak da genç nesil peyderpey heba olup gitti ve halen de heba olup gitmekte…
Bütün bunlar da gösteriyor ki bir an önce mecburi eğitimi 12 yıla çıkaran 4+4+4 sisteminden vazgeçip eskiye dönerek okumak isteyenlerin okuyacağı, okumak istemeyenlerin de dilediği alanda çalışabileceği bir sisteme geçmeliyiz. Aksi halde güvenlik tedbirlerinin artırılmasıyla bu başıboşluğun, bu şiddet eylemlerinin önüne geçilmesi korkarım mümkün olmayacaktır.
Kaynak: TARSAM
