Ana içeriğe atla

Hasan Tülkay - Akif'i Anıyoruz, Akif'i Arıyoruz

 27 Aralık 1936-Hilal ve İstiklal Şairi Mehmet Akif Ersoy’un vefatı…


Örnek bir dava adamı, ahlak sembolü, karakter abidesi, Koca Akif sonsuzluğa göçeli tam yetmiş-bir yıl olmuş. Yetmiş-bir değil, yetmiş bin sene de geçse; Türk Milleti var oldukça Akif yaşayacak. Kıyamete kadar O bizimle olacak.. Ebediyete inanan bir ebediyet yolcusu, hilalimizin ve istiklalimizin şairi olarak…


 Hutbeler isimli küçücük risaleyi saymazsak Akif’ten bize kalan tek eser; SAFAHAT... Tek kitap, fakat fikri ve manevi tesiri itibariyle dünyalara bedel… Herhalde Kur’an-ı Kerim’den sonra Türkiye’de en çok satan, fakat en az okunan kitap… Maalesef milliyetçi camianın ileri gelenleri arasında bile, Safahat’ı baştan sona okuyan, tetkik eden pek az… Tanımadan, okumadan, kulaktan dolma rivayetlerle konuşmak adetimiz.. Bu yüzden, bozuk plak gibi Safahat’ın birkaç dizesine takılıp, Akif’i Türklükten ihraç eden cızırtılı sesler duyuyoruz:

 “…ben ki evet Arnavut’um..” diyen Akif “Fikr-i kavmiyeti tel’in ediyor Peygamber!” diyerek güya Türk düşmanlığı yapıyormuş.

 “Türk Arapsız yaşamaz; kim ki yaşar der, delidir…

 Arap’ın Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir!..”


 Doğrudur!..


Osmanlı İmparatorluğu’nun çatır çatır göçmeye başladığı bir zelzele öncesi Akif bu dizeleri yazmış, söylemiştir.

“Ne Araplık, ne de Türklük kalacak; aç gözünü!...” diye feryat ederek hem de…


“Atsız Ata”nın yolundan gittiğini zanneden, fakat ırkçılığın da, Türkçülüğün de içine eden bazı toy delikanlılar; kimbilir hangi Türk düşmanı gizli örgütlerin tezgahına geliyorlar; “Akif Türk değildi” diyorlar.


Akif’i Türklük kadrosundan ihraç edenler, veya sadece İstiklal Marşı hatırına “Neyse bizden sayılır” diyenler; eğer kasden ve bilerek bir yanlışın, hatta ihanetin içinde değillerse: önce Atsız’ı iyi okusunlar. Sonra da Akif’in yaşadığı devri, Akif’in hayatını, mücadelesini ve Safahat’ını baştan sona bir incelesinler; gelsinler, tekrar konuşalım.


Bizim milliyetçiliğimiz; tarihimizden ve geleneğimizden ilham alan yeni bir medeniyet projesi, Türk-İslam Medeniyetinin yeniden ihyası hedefidir. Batı’dan gelen faşist ve Nazi ırkçılığının, tarihimizde, geleneğimizde, inancımızda yeri yok.


Irkçılık virüsü tek parti CHP’si döneminde salgın bir hastalık gibi bizden de geldi geçti. Akif bu salgının muzdariplerinden..


Akif “Mısır’a Niye Gitti!..”


Bakınız rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti, 17 Aralık 1939’da, yani Akif’in vefatından üç yıl sonra, daha kendisi de 22 yaşında bir delikanlı iken yazdığı bir yazının sonunda anlatıyor:

Mısır’a niye gitti?..

Herkes bu soruyu sormakta…


“Zulmü alkışlayamam zalimi asla sevemem

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem

Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam

Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam


"Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli

Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli!"

Mısralarını yazan bir adamın Mısır’a neden gittiğini sormak, anlamamak, anlamazlıktan gelmek biraz safdillik olur.Mehmet Akif, bütün varlığı ile katıldığı milli mücadeleden sonra inkılap perdesi arkasında oynanan oyunları, milletin imanına, vicdanına, ecdadına yapılan tecavüzleri hoş görmedi. Bunlara tahammül edemedi. O nasıl olsa gidecekti; Akif’in Mısır’a gidişinin hakiki sebebi budur.


Zahiri sebebe gelince:

Bu husus galiba şimdiye kadar hiç kimse tarafından açıklanmamıştır. Bunu ilk defa biz yapıyoruz. Hadise şudur:

Akif henüz Türkiye’de iken bir Çanakkale günü tertip edilir. Mutat olan beylik laflar söylenir… Birtakım asker kaçakları, şöyle yaptık böyle yaptık diye öğünürler. Sonra sıra şiir okumaya gelir. Kürsüye soysuzun, itin biri çıkar ve der ki:

 “Arkadaşlar, şimdiye kadar Çanakkale şehidleri için hiçbir Türk şairi esaslı bir şey yazmamıştır. Çanakkale için en güzel şiiri maalesef bizden olmıyan, Türk olmıyan birisi yazmıştır.” gibi alçakça bir laf eder; sonra da Akif’in şiirini yüksek sesle okur.

Ertesi gün hadise Akif’e kadar akseder. Rahmetli çok müteessir olur… Yutkunur, gözleri yaşarır.

Birkaç gün sonra da, şimdi bir gazetenin başında bulunan, gençliğinin kısmı azamını Şengül hamamında geçiren, askerliğini meşhur bir paşanın çadırında yapan eyyam-perest, edepsiz bir edip; “hadi git artık, kumda oyna.. bu memlekette işin yok senin” gibi bir yave yazar… Akif bunu da duyar…


Canı cananı bütün varımı alsın da Hüda

Etmesin tek beni vatanımdan dünyada cüda”

diyen şair, bu vatanın, bu memleketin en vefalı çocuğu, büyük insan; ardına baka baka vatanına veda eder, Mısır’a gider.


 Akif’i Türk olmayan birisi diye tavsif etmişlerdi, değil mi? Akif Türk değilse Türkiye’de Türk diye kimse kalmaz! Akif, pehlivan yapılı bünyesiyle, dini ile, diliyle, giyiniş yaşayış tarzıyla, Türk Milletine bağlılığı, Türk vatanına aşkıyla öylesine Türktür ki; bir ikincisi daha gösterilemez!


 Mısır’da vatan hasretiyle yıllarca yanan Akif nihayet hastalandı. Tanıdıklarına “burada ölürsem diye korkuyorum.. vatanımı görmeden, bu topraklara gömülürsem…..” diyordu. Vatan topraklarına gömülmek şartıyla ona ölüm bile güzel geliyordu. Nihayet Mısır’da fazla kalamadı; hasta halinde vatanına, İstanbul’a avdet etti. Hastalığı ilerledi.


 26 Aralık 1936 Pazar günü akşam saat 8’e doğru çok sevdiği Allah’ına;

 “Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda

 Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda”

diye takdis ettiği vatanın toprağına kavuştu.


Cenazesine hiçbir resmi adam iştirak etmedi. Üniversitenin kapıları kilitlendi! Fakat bu topraklar için toprağa düşenlerin çocukları her engeli aştılar. Beyazıt Meydanı birdenbire mahşere döndü. Bu kimsesiz, kendi haline terkedilmiş tabut, şimdi eller ve başlar üzerinde idi. Gençler onu Edirnekapı mezarlığına kadar böyle götürdüler. Huzurunda saf tutup, hep bir ağızdan İstiklal Marşını söyliyerek vatan toprağına bıraktılar.


 “Fetihten beri bu şehrin toprağına kendi eseriyle gömülen ilk ölü” M.Akif….


 Cenabı Hak bizleri onun yolundan ayırmasın.

 Osman YÜKSEL


 “M.Akif” hakkında Türkçülüğün piri Atsız ne demiş, bakalım:

 “Akif, şair, vatanperver ve karakter adamı olmak bakımından mühimdir. Şairliğine kimse itiraz edemez.Onun oldukça bol manzum eserleri arasında öyle parçalar vardır ki Türk edebiyatı tarihinde ölmez mısralar arasına girmiştir.


 Vatanperverliği tam ve tezatsız bir vatanperverliktir. Akif, sözle vatanperver olduğu halde fiille bunu tekzip edenlerden değildi.


 Vatanperverane şiirler yazdığı halde en sefil bir namert ve en rezil asker kaçağı hayatı yaşıyanlar henüz aramızda bulunduğu için Akif’in vatanperverliği yüksek bir değer kazanır.


 Karakter adamı olmak bakımından ise Akif eşsizdir. O, daima bulunduğu kabın şeklini alan bir mayi veya cıvık bir halita değil; şeklini sıcakta, soğukta, borada, kasırgada muhafaza eden katı bir cisimdir.


İslamcı olmasını kusur diye öne sürüyorlar. İslamcılık dünün en kuvvetli seciyesi ve en yüksek ülküsü idi. Bugünkü Türkçülük ne ise dünkü İslamcılık da o idi. Esasen İslamcılık Osmanlı Türklerinin milli mefkuresiydi. On dördüncü asırdan beri Türklerden başka hiçbir Müslüman millet, ne Araplar, ne Acemler, ne de Hintliler İslamcılık mefkuresi görmüş değillerdi. Bir Osmanlı şairi olan Akifte milli mefkure kemaline ermiş, fakat yeni bir milli mefkurenin doğuş zamanına rastladığı için geri ve aykırı görülmüştür.


 Mazide yaşayanların fikir ve mefkureleri bize aykırı gelse bile onları zaman ve mekan şartları içinde mütalea ettiğimiz zaman haklarını teslim etmemek küçüklüğüne düşmemeliyiz.


 Çanakkale şehitleri için yazdığı şiir kafidir. Başka söz istemez…


 Akif inandı, dönmedi ve öyle öldü.

 (ATSIZ-Kızılelma,1947, Sayı:9)

 

İki büyük ülkü savaşçısının, dava adamlarının kaleminden Akif işte böyle bir adam.. Hayatı ile eseri hamur ve maya gibi birlikte yoğrulmuş, cetvel gibi dümdüz adamlar insanlık tarihinde pek nadir çıkar.Akif, öylesine nadir insanlardan pek mühim birisidir.

Türküm-Müslümanım diyen hakiki vatanperver gençler, bilhassa ülkücüler!.. Akif’i, Safahat’ını ve hayatını iyi okuyun!

Akif’i anlayan ve Akif’i yüreğinde yaşatan adamdan bu toprağa, bu millete zarar gelmez. Yozlaşmaya, tükenmeye, yobazlığa, cehalete, geriliğe, irticaya karşı en tesirli silah; gençliğimizi Akif’in yolunda yetiştirmekten geçer.

İlim, iman ve ahlak yolundan…

Anma günlerinin, törenlerin en makbul bölümü büyüklerimizin ruhlarına bir Fatiha ile üç ihlas armağan edivermektir. Akif’in belki bizim duamıza ihtiyacı yoktur. Fakat biz O’nun ruhaniyetinden istimdat için buna muhtacız. 

Hasan Tülkay Aralık 2007-Paris

(Sosyal medya hesabından alındı.)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Peygamberimiz ve Güzel Ahlak (Cuma Hutbesi)

    Ey Fahr-i Kâinat Efendimiz! Veladetinin sene-i devriyesinde, “ Ne mutlu beni görmeden iman edenlere ” [1] diyerek müjdelediğin kardeşlerin olmanın huzur ve mutluluğunu yaşıyoruz. Bizleri ümmetin olmakla şereflendiren Yüce Rabbimize sonsuz hamd ve sena ediyoruz. Salât ü selâm, tahiyyât ü ikrâm, her türlü ihtirâm sana, âline ve ashabına olsun. Aziz Müminler! Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), Cenâb-ı Hakk’ın “ Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin ” [2] övgüsüne mazhar olan, ilahî mesajın nasıl hayat bulacağını gösteren bir kılavuzdur. Ve onun ahlakı, yaşadığı çağda kalan ya da uzaktan hayranlık duyulan bir örneklikten ibaret değildir. Efendimiz (s.a.s)’in rahmet mesajlarında bütün insanlık için hikmetler vardır. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s) buyurdular ki: “ Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar. ” [3] Yine buyurdular ki: “ Doğruluktan ayrılmayın. Çünkü doğruluk iyiliğe, iyilik de cennete götürür… Yalandan sakının! Çünkü yala...

PDF Dosya Boyutunu Düşürmenin Pratik Yolu

PDF dosyaları, profesyonel, akademik ve kişisel ortamlarda bilgi paylaşımının standart formatlarından biri haline gelmiştir. İster bir proje raporu, teknik doküman, iş teklifi, taranmış sözleşme ya da sunum olsun, PDF formatı birçok alternatif dosya türünün sağlayamadığı tutarlılığı sunar. Bir belge, hangi cihaz veya işletim sistemi kullanılırsa kullanılsın aynı görünümünü korur ve bu da PDF’leri güvenilir bir iletişim aracı haline getirir. Ancak belgeler daha kapsamlı ve görsel açıdan daha zengin hale geldikçe dosya boyutları da büyümeye başlar. Yüksek çözünürlüklü görseller, gömülü grafikler, taranmış sayfalar ve detaylı tasarımlar dosya boyutunu hızla artırabilir. Başlangıçta kullanışlı görünen bir belge, zamanla saklanması, yüklenmesi, paylaşılması veya e-posta ile gönderilmesi zor bir dosyaya dönüşebilir. Bu nedenle PDF boyutunu yönetmek, birçok kullanıcı için dijital verimliliğin önemli bir parçası haline gelmiştir. Belge yönetimindeki en önemli gelişmelerden biri çevrimiçi PDF a...

Özbekistan Hava Kuvvetlerine 24 Çin J-10 CE Savaş Uçağı Aldı

Özbekistan, Çin üretimi J-10CE savaş uçaklarını envanterine kattığını devlet televizyonunda yayımlanan görüntülerle ilk kez doğruladı. Özbekistan'ın bağımsızlığının 35’inci yıl dönümü kapsamında yayımlanan görüntülerde, Özbekistan Hava Kuvvetleri’ne ait J-10CE savaş uçakları da yer aldı. Görüntülerde uçakların formasyon halinde uçtuğu ve bir hava üssüne iniş yaptığı görüldü. Uçaklardan birinin, kuyruğunda Özbekistan bayrağıyla fren paraşütünü açarak iniş yaptığı belirtildi. Özbekistan, Çin'in J-10CE savaş uçağını kullanan ikinci yabancı ülke olduğunu doğruladı . Bu durum, Pekin'in gelişmiş savaş uçağı ihracatında bir başka atılımı ve uzun süredir Rus savaş uçaklarının hakimiyetinde olan Orta Asya savunma pazarına potansiyel olarak önemli bir giriş anlamına geliyor. Daha önce çıkan haberlerde Özbekistan'ın 24 adet J-10CE siparişi verdiği öne sürülmüştü, ancak iki ülke de bu anlaşmayı doğrulamadı. Ancak, Özbekistan Cumhurbaşkanlığı Ofisi tarafından Cuma günü ülkenin 35...

Kırgızistan Cumhuriyeti 35'inci Bağımsızlık Yıldönümünü Kutluyor

Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla 31 Ağustos 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan eden Kırgızistan'da halk, bugün egemen bir devlet olmanın coşkusunu yaşıyor. Türkistan coğrafyasında yaşayan en eski Türk kökenli topluluklardan olan Kırgız halkı, bugün 1991 yılında ilan edilen bağımsızlığın coşkusunu yaşıyor. Tarih sahnesine MÖ 3. asırda çıkan Kırgızlar, 16. ve 17. yüzyıllarda Kalmuk ve Moğollara karşı mücadele verdi. 18. yüzyılda Türkistan’da teşekkül eden hanlıklara tabi olan Kırgızlar, 1860 -1861 yıllarında ise Rus işgaline uğradı. Kırgızlar, 19. yüzyılın sonlarına doğru Çarlık rejiminin yönetimi altında yaşamaya başladı. Çarlık Rusyası öncelikle Kazak bozkırlarını ele geçirdi ve sonra Tanrı Dağlarına Sibirya tarafından girerek Türkistan’ı işgal etti. 1867 yılında Çarlık Rusyası Türkistan’ı önce bölgelere ve sonra da eyaletlere böldü. Çarlık Rusyası böldüğü topraklara Rusları yerleştirmiş ve bu topraklarda yeni bir Rusya yaratmayı amaçlıyordu. 31 Ağustos 1991’de olağanüstü top...

Bazı NATO Ülkeleri Yeni Nesil Çok Amaçlı Helikopter Arıyor

Altı NATO ülkesi için geliştirilen Yeni Nesil Döner Kanatlı (NGRC) Çok Amaçlı Helikopterin geliştirme süreci bir sonraki aşamaya geçiyor. NATO Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA), 31 Temmuz'da helikopter programının konsept tasarım aşaması için bir Teklif Çağrısı (RFP) yayınladı. Tekliflerin sunulması için son tarih Ağustos 2027'dir.