Bekir Turgut - Alejandro Álvarez ve Hukukun Venezuela Sınavı

0


Alejandro Álvarez, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Karl Strupp (1886–1940) tarafından kaleme alınan ve “Avrupa ve Amerika Umumi Hukuk-u Düvel Mebdeleri” başlığıyla Türkçeye çevrilen eserine yazdığı mukaddimede, uluslararası hukukun en büyük krizinin hak ile siyasetin birbirinden kopması olduğunu vurguluyordu. Hukuk, ahlak ve adaletle birlikte düşünülmediği sürece, devletlerarası düzenin kaçınılmaz olarak yalnızca güçlülerin çıkarına hizmet edeceğini açıkça ifade ediyordu.

Bugün Venezuela’da yaşananlar, bu uyarının bir asır sonra ne kadar haklı olduğunu yalnızca bize değil, bütün insanlığa acı bir biçimde göstermektedir.

Pan-Amerikan uluslararası hukuk doktrininin kurucu isimlerinden biri olan Álvarez’in “Pan-Amerikan mektebi” dediği yaklaşım, Amerikan kıtasında hukuku güçten arındırarak yeniden kurma iddiasını taşıyordu. Hukuk, siyasi hesapların arkasına saklanan bir araç olmaktan çıkarılmalıydı. Ne var ki bugün aynı coğrafyada, hukukun askıya alınması neredeyse olağan bir uygulama hâline gelmiş durumdadır.

Venezuela örneği bu bakımdan son derece somuttur. Diplomatik statüsü tartışmalı da olsa, bir devlet adına hareket eden kişilerin üçüncü ülkelerde yakalanması, zorla alıkonulması ve başka bir yargı alanına teslim edilmesi artık uluslararası bir “kriz” olarak görülmemektedir. Dosyalar açılmakta, açıklamalar yapılmakta ve geçmişte benzerine kolay rastlanmayan hukuk dışı süreçler adım adım normalleştirilmektedir.

Oysa 1912 yılında Trablusgarp Savaşı vesilesiyle Mecmua-ı Ebuzziya’da yayımlanan bir makaleden öğrendiğimiz üzere, 1861 yılında tarafsız bir gemiden iki diplomatın alınması; İtalyanlar tarafından iki Fransız gemisine el konulması, dönemlerinin dünyasını savaşın eşiğine getirmişti. Hukuk ihlali, siyasî bir sarsıntı doğuruyor; devlet onuru ve hukuk ciddiye alınıyordu.

Burada özellikle altını çizmek gerekir ki mesele, Venezuela yönetiminin meşruiyeti ya da masumiyeti değildir. Ayrı bir tartışma konusudur. Bugün asıl mesele, bütün dünyanın gündemini meşgul eden gelişmelerin ve uygulamaların uluslararası hukuk, hak ve adalet ölçülerine uygun olup olmadığıdır. Eğer hukuk evrenselse, yalnızca dostlar için değil; herkes için geçerli olmak zorundadır. Aksi hâlde hukuk, siyasetin ihtiyaç duyduğu ölçüde başvurulan bir vitrinden ibaret kalır.

Alejandro Álvarez’in hayal ettiği düzen, hukukun güçlüye göre eğilip bükülmediği bir dünyaydı. Ne yazık ki bu hayal o yönde gelişmedi. Bugün hukuk, güçle karşılaştığında susmayı tercih ediyor; üstelik bu suskunluğu aşacak desteği ve cesareti de arkasında bulamıyor. Bu durum, hukukun ilerlemesi değil; açık bir ahlaki çözülüştür.

Belki de Venezuela olayı bu yüzden şaşırtıcı değil; fakat ibret verici ve öğreticidir. Çünkü bize bir kez daha şunu hatırlatmaktadır: Uluslararası hukuk çökmemiştir. Yalnızca, kimin için işletileceğini artık gizleme ihtiyacı duymamaktadır.

Bir asır önce uluslararası hukuku hak, adalet ve ahlak zemininde yeniden kurmayı teklif eden bir düşünce vardı. Bugün ise aynı coğrafyada hukuk, siyasetin en kırılgan aparatlarından biri hâline gelmiştir.

Ve Álvarez’in asıl sorusu hâlâ ortadadır:
Hukuk mu siyaseti sınırlayacak, yoksa siyaset hukuku yutmaya devam mı edecek?

Dr. Bekir Turgut 
06 Ocak 2026 / Ankara
(Sosyal medya hesabından alındı.)




Yorum Gönder

0 Yorumlar

Yorum Gönder (0)

#buttons=(Çerezleri kabul et) #days=(20)

Web sitemiz çerezler sunmaktadır. Kabul edin
Çerezleri kabul et