Ana içeriğe atla

Defolu

 


72 yaşındayım.Hızlı tren kartımı bile tam alırım, faturami geciktirmem, hayatım boyunca kimseye yanlışım olmadı.

Ama on yıldır Kocaeli’nin Çarşı içindeki “Outlet Eşya Merkezi”nde, benden beklenmeyecek bir düzen çeviriyorum.

Yakalasalar, işten atarlar.

Umurumda mı?

Değil.

Çünkü insanın onurunu un ufak eden bu dünyada ben küçük küçük geri yerleştirmeye çalışıyorum.

Benim iş basit:

Defolu eşyaları ayırırım.

İş botu, mont, okul çantası, ikinci el tencere…

Etiket takarım.

Kimse dönüp bakmaz bana.

Sanayide yıllarını vermiş, elleri titreyen yaşlı bir adam işte.

Ama görünmez olmak iyidir.

Görünmeyen, herkesi görür.

Görürüm:

– Ay sonu marketle ayakkabı fiyatını aynı anda hesaplayan anneleri.

– Doğalgaz parasıyla çocuk montu arasında sıkışan babaları.

– İş görüşmesine gidecek cekete son kez bakan gençleri.

Ve hep…

O çocuğu hatırlarım.

Kocaeli ayazının yüzü kestiği bir Kasım günüydü.

Kapıdan içeri incecik bir kapüşonla girdi.

Tişörtü görünüyordu.

Çok belli… Evi buz gibi.

On dört yaşında ya var ya yok.

Zayıf.

Sessiz.

Hani devlet kapısından bir kere dönen çocukların yüzünde olur ya o ifade…

Aynen öyle.

Doğru mont bölümüne gitti.

Koyu lacivert, kalın, markalı bir mont.

Sıfır ayarında.

Etikette 600 lira yazıyor.

Bizim için kelepir.

Onun için imkânsız.

Montun kolunu sıktı, sıcaklık hissine baktı.

Etikete baktı…

Omuzları düştü.

Sızlanmadı.

Mızmızlanmadı.

Sessizce geri astı.

Kapıya yürüyordu ki… dayanamadım.

Montu kaptım, tezgâha koştum.

“Evlat!” dedim.

Korkudan zıpladı.

“Haa… bir şey çalmadım!”

“Biliyorum,” dedim.

“Bu mont defosu büyük. Fermuarı bozuk.

Kural var defolular en fazla 30 lira.

30 liran var mı?”

Bana baktı… Etikete baktı…

Kafası karıştı.

“Etiket yanlış,” dedim, söküp attım.

“Fiyatlara ben bakıyorum.

İstersen al, istemezsen çöpe atarım.”

Cebinden buruşmuş otuz lira çıkardı.

“A–alırım…” dedi.

Montu orada giydi.

Fermuar şak diye çıktı tabii.

Ama o an…

O çocuk üşüyen bir sokak çocuğu değil,

akıllı alışveriş yapan bir müşteri oldu.

“Sağ ol,” dedi.

“Magaza politikası,” dedim.

Arkamı dönüp gözümü sildim.

Sonra başladı bu düzen.

Yıllar içinde:

– Gölcük’te yaşayan dul bir teyzeye, “Kordonu bozukmuş,” diye 1500tl lik tost makinesini 200’e verdim.

– İnşaata yeni girecek bir babanın çelik burunlu ayakkabısına “Salı sabahı indirimine denk gelmişsiniz,” dedim.

– Derince’den gelen üniversiteli kıza valizi “Tekerleği ses yapıyor,” diyerek yarı fiyatına verdim.

Kasayı çoğu zaman cebimden tamamladım.

Bazı ürünleri “kırık/çöpe” işledim.

Yakalanma korkusu her gün içimdeydi.

Ama “doğru olan” diye bir şey vardır hayatta, bir kere tutunca bırakmazsın.

Bir gün… Kaşmir atkılı bir kadın beni izliyormuş.

Yeni doğum yapmış bir genç kıza bebek arabasını 350 liraya verdiğimi gördü.

Yanıma geldi.

Titredim.

Kesin şikâyet edecek.

Önlüğün üstüne bir zarf bıraktı:

“Bir sonraki hatalı fiyatlandırma için,” dedi.

Göz kırptı.

O gün… bunu Kocaeli halkının sessiz dayanışması izledi.

Kimse konuşmadı.

Ama herkes anladı.

– 50 liralık bibloya 2000 lira veren oldu.

– “Para üstü kalsın, sistem yine çökebilir,” diye fısıldayan oldu.

Dükkân kendi içinde gizli bir ekonomi kurdu:

Onur ekonomisi.

Şefkatin sesi çıkmayan, gösterişsiz hâli.

Geçen salı, kapı açıldı.

İçeri uzun boylu, üniformalı bir adam girdi.

Tezgâha geldi.

“Siz Mahmut Bey misiniz?”

“Derler,” dedim gözlüğümü düzelterek.

Gülümsedi.

Bir anda o on dört yaşındaki çocuk gözlerimin önüne geldi.

“Bana on yıl önce lacivert mont satmıştınız,” dedi.

“Hani fermuarı bozuk olan.”

Yutkundum.

“Evlat çok mont geçer elimden.”

“Fermuar bozuk falan değildi,” dedi.

“Yalandı.

Ama beni dilenci yapmadınız.

Müşteri yaptınız.

Adam olma hissimi aldım o gün ben.”

Cebinden bir zarf çıkardı.

“Ben şimdi paramedik oldum.

Can kurtarıyorum.

Ama o kışı o montla geçirdim.

Belki geçirmesem… buralara gelemezdim.”

Zarfı tezgâha bıraktı.

“5.000 lira var içinde,” dedi.

“Bir sonraki üşüyen çocuk için…

Yine fermuarı bozuk olsun.”

Geri itmeye çalıştım.

“Elinizi değil,” dedi.

“Kırılan yürekleri onaran düzeninizi destekliyorum.”

Çıktı.

İzmit ayazına, başı dik.

Ben 72 yaşındayım.

Sırtım ağrıyor, ayaklarım şişiyor.

Ama dünyanın en güzel işini yapıyorum.

Bu ülkede değer para ile ölçülüyor.

‘Kendin hallet’ diyorlar.

“Bot yoksa bağcığını çek,” diyorlar.

Ama ben bu eski dükkânda şunu öğrendim:

Onur, yardımdan daha kıymetlidir.

İnsan bir şeyi alırken ezilmiyorsa…

Bir çocuğun başı dik çıkıyorsa kapıdan…

Bir babanın gururu kırılmıyorsa…

Dünyanın en büyük iyiliği budur.

Bu yüzden yalan söylemeye devam edeceğim:

“Fermuar bozuk.”

“Sap gevşek.”

“Salı indirimi.”

Çünkü önemli olan fiyat değil…

O fiyat etiketini taşıyan omuzlardır.

Gerçek mi?

Kimi zaman eczacı Sevim Abla…

Kimi zaman kırtasiyedeki abi

Bazen restoranda çalışan komşu abla…

Bazen pastanede çalışan Havva…

İsimleri değişir, yüzleri değişir ama

aynı iyilik dokusu hep kalır.

Ve bilin ki bu insanlar bu ülkede çoktur…

Hem de sandığınızdan daha çok.

Her yerdedirler.

Ve bir ülkeyi yoksulluk değil…

Yoksulun utandırılması çürütür.”

Allah, üşüyeni ısıtanın elini güçlendirsin…

Görmeyenin gözünü açsın. 

Begendiyseniz İzin almadan paylaşabilirsiniz..

(Lâedrî)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Peygamberimiz ve Güzel Ahlak (Cuma Hutbesi)

    Ey Fahr-i Kâinat Efendimiz! Veladetinin sene-i devriyesinde, “ Ne mutlu beni görmeden iman edenlere ” [1] diyerek müjdelediğin kardeşlerin olmanın huzur ve mutluluğunu yaşıyoruz. Bizleri ümmetin olmakla şereflendiren Yüce Rabbimize sonsuz hamd ve sena ediyoruz. Salât ü selâm, tahiyyât ü ikrâm, her türlü ihtirâm sana, âline ve ashabına olsun. Aziz Müminler! Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), Cenâb-ı Hakk’ın “ Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin ” [2] övgüsüne mazhar olan, ilahî mesajın nasıl hayat bulacağını gösteren bir kılavuzdur. Ve onun ahlakı, yaşadığı çağda kalan ya da uzaktan hayranlık duyulan bir örneklikten ibaret değildir. Efendimiz (s.a.s)’in rahmet mesajlarında bütün insanlık için hikmetler vardır. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s) buyurdular ki: “ Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar. ” [3] Yine buyurdular ki: “ Doğruluktan ayrılmayın. Çünkü doğruluk iyiliğe, iyilik de cennete götürür… Yalandan sakının! Çünkü yala...

PDF Dosya Boyutunu Düşürmenin Pratik Yolu

PDF dosyaları, profesyonel, akademik ve kişisel ortamlarda bilgi paylaşımının standart formatlarından biri haline gelmiştir. İster bir proje raporu, teknik doküman, iş teklifi, taranmış sözleşme ya da sunum olsun, PDF formatı birçok alternatif dosya türünün sağlayamadığı tutarlılığı sunar. Bir belge, hangi cihaz veya işletim sistemi kullanılırsa kullanılsın aynı görünümünü korur ve bu da PDF’leri güvenilir bir iletişim aracı haline getirir. Ancak belgeler daha kapsamlı ve görsel açıdan daha zengin hale geldikçe dosya boyutları da büyümeye başlar. Yüksek çözünürlüklü görseller, gömülü grafikler, taranmış sayfalar ve detaylı tasarımlar dosya boyutunu hızla artırabilir. Başlangıçta kullanışlı görünen bir belge, zamanla saklanması, yüklenmesi, paylaşılması veya e-posta ile gönderilmesi zor bir dosyaya dönüşebilir. Bu nedenle PDF boyutunu yönetmek, birçok kullanıcı için dijital verimliliğin önemli bir parçası haline gelmiştir. Belge yönetimindeki en önemli gelişmelerden biri çevrimiçi PDF a...

Özbekistan Hava Kuvvetlerine 24 Çin J-10 CE Savaş Uçağı Aldı

Özbekistan, Çin üretimi J-10CE savaş uçaklarını envanterine kattığını devlet televizyonunda yayımlanan görüntülerle ilk kez doğruladı. Özbekistan'ın bağımsızlığının 35’inci yıl dönümü kapsamında yayımlanan görüntülerde, Özbekistan Hava Kuvvetleri’ne ait J-10CE savaş uçakları da yer aldı. Görüntülerde uçakların formasyon halinde uçtuğu ve bir hava üssüne iniş yaptığı görüldü. Uçaklardan birinin, kuyruğunda Özbekistan bayrağıyla fren paraşütünü açarak iniş yaptığı belirtildi. Özbekistan, Çin'in J-10CE savaş uçağını kullanan ikinci yabancı ülke olduğunu doğruladı . Bu durum, Pekin'in gelişmiş savaş uçağı ihracatında bir başka atılımı ve uzun süredir Rus savaş uçaklarının hakimiyetinde olan Orta Asya savunma pazarına potansiyel olarak önemli bir giriş anlamına geliyor. Daha önce çıkan haberlerde Özbekistan'ın 24 adet J-10CE siparişi verdiği öne sürülmüştü, ancak iki ülke de bu anlaşmayı doğrulamadı. Ancak, Özbekistan Cumhurbaşkanlığı Ofisi tarafından Cuma günü ülkenin 35...

Kırgızistan Cumhuriyeti 35'inci Bağımsızlık Yıldönümünü Kutluyor

Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla 31 Ağustos 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan eden Kırgızistan'da halk, bugün egemen bir devlet olmanın coşkusunu yaşıyor. Türkistan coğrafyasında yaşayan en eski Türk kökenli topluluklardan olan Kırgız halkı, bugün 1991 yılında ilan edilen bağımsızlığın coşkusunu yaşıyor. Tarih sahnesine MÖ 3. asırda çıkan Kırgızlar, 16. ve 17. yüzyıllarda Kalmuk ve Moğollara karşı mücadele verdi. 18. yüzyılda Türkistan’da teşekkül eden hanlıklara tabi olan Kırgızlar, 1860 -1861 yıllarında ise Rus işgaline uğradı. Kırgızlar, 19. yüzyılın sonlarına doğru Çarlık rejiminin yönetimi altında yaşamaya başladı. Çarlık Rusyası öncelikle Kazak bozkırlarını ele geçirdi ve sonra Tanrı Dağlarına Sibirya tarafından girerek Türkistan’ı işgal etti. 1867 yılında Çarlık Rusyası Türkistan’ı önce bölgelere ve sonra da eyaletlere böldü. Çarlık Rusyası böldüğü topraklara Rusları yerleştirmiş ve bu topraklarda yeni bir Rusya yaratmayı amaçlıyordu. 31 Ağustos 1991’de olağanüstü top...

Bazı NATO Ülkeleri Yeni Nesil Çok Amaçlı Helikopter Arıyor

Altı NATO ülkesi için geliştirilen Yeni Nesil Döner Kanatlı (NGRC) Çok Amaçlı Helikopterin geliştirme süreci bir sonraki aşamaya geçiyor. NATO Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA), 31 Temmuz'da helikopter programının konsept tasarım aşaması için bir Teklif Çağrısı (RFP) yayınladı. Tekliflerin sunulması için son tarih Ağustos 2027'dir.