Çin’in İstanbul Başkonsolosu Wei Xiaodong’un, İstanbul’da Doğu Türkistanlı Uygurların yoğun olarak yaşadığı Küçükçekmece ilçesine gerçekleştirdiği ziyaret büyük tepki çekti. Aralarında Doğu Türkistan teşkilatları ve Türk sivil toplum kuruluşlarının da bulunduğu 20 kuruluş ortak bir açıklama yayımlayarak ziyareti sert sözlerle kınadı.
Çin’in İstanbul Başkonsolosluğu tarafından yayımlanan resmi açıklamaya göre, 22 Mayıs’ta gerçekleşen görüşmeye Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi, belediye yöneticileri ve Çin Başkonsolos Yardımcısı Shang Jian da katıldı.
Görüşmede Başkonsolos Wei Xiaodong’un, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in sözde “Yeni Dönem Etnik Politikalarını” anlattığı, Çin’in genel durumu ile sözde “Sincan Uygur Özerk Bölgesi”nin ekonomik ve sosyal kalkınma alanındaki başarılarını övdüğü belirtildi.
Ayrıca Wei’nin, Küçükçekmece’nin Çin’in “etnik azınlıklarına mensup vatandaşlarının” yoğun olarak yaşadığı bölgelerden biri olduğunu ifade ederek taraflar arasındaki iletişim ve koordinasyonun artırılmasını istediği, Türkiye’de yaşayan “Çin vatandaşlarının” yaşamı, çalışması ve gelişimi için daha elverişli bir ortam oluşturulması temennisinde bulunduğu aktarıldı.
Çin Konsolosluğu tarafından yayımlanan açıklamada, Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi’nin ziyaretten memnuniyet duyduğunu ifade ettiği, Çin yönetiminin yeni dönemde elde ettiği kalkınma ve başarıları takdir ettiğini dile getirdiği ve yerel düzeyde Türkiye-Çin iş birliğini geliştirmeye hazır olduklarını söylediği öne sürüldü.
Söz konusu açıklamalar, özellikle Türkiye’de yaşayan Uygur diasporası arasında büyük rahatsızlık oluşturdu.
Ziyaret haberinin kamuoyuna yansımasının ardından Türkiye’de faaliyet gösteren Doğu Türkistan kuruluşları ile Doğu Türkistan davasına destek veren çeşitli Türk sivil toplum kuruluşları ortak bir bildiri yayımladı.
Bildiride, Çin Başkonsolosu Wei Xiaodong’un Küçükçekmece ziyaretinin sıradan bir diplomatik temas olmadığı vurgulanarak şu değerlendirmelere yer verildi:
İşgalci Çin’in İstanbul Başkonsolosunun 22 Mayıs Tarihinde Küçükçekmece Belediyesine Yaptığı Ziyareti Hakkında
İşgalci Çin’in İstanbul Başkonsolosu Wei Xiaodong’un 22 Mayıs tarihinde, Doğu Türkistanlıların en yoğun yaşam alanı olan Küçükçekmece Belediyesi’ni ziyaret etmesi, mazlumların sığındığı topraklarda sergilenen apaçık tehdit örneğidir. Bu ziyaret, Türkiye’ye sığınan Doğu Türkistanlı muhacirlerin güvenliğini ve mahremiyetini doğrudan hedef alan, bugüne kadar görülmüş en cüretkâr ulusötesi baskı hamlesidir.
Yıllardır Doğu Türkistan’daki öz anne ve babasından, kardeşlerinden tek bir yaşam belirtisi alamayan on binlerce insanın ikamet ettiği bir ilçede, soykırımcı bir rejimin temsilcilerini kırmızı halılarla ağırlamak tam bir akıl tutulmasıdır.
Konsolosluğun web sitesinde yayınlanan habere göre işgalci Çin temsilcisi, dünyada tescillenmiş soykırım, toplama kampları, köle işçilik ve asimilasyon suçları yokmuş gibi, utanmadan Xi Jinping’in “etnik politikalarını” ve “ekonomik kalkınmasını” anlatmıştır.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamaları ve uluslararası raporlar Doğu Türkistan’daki mevcut durumu “insanlığa karşı suç” olarak tescil etmişken, işgalci Çin’in bu parlatılmış yalan sunumunu belediye makamında sessizce dinlemek, Doğu Türkistanlıların kalbini derinden yaralamıştır.
Ziyaretin en tehlikeli boyutu ise, Çinli diplomatın Küçükçekmece’deki Doğu Türkistanlıları “Çinli etnik azınlık” olarak tanımlayıp, belediyeden “iletişim ve eşgüdümü güçlendirmeyi” talep etmesidir. Bu talep, Pekin yönetiminin yıllardır siber ağlar ve ajan şebekeleriyle yürüttüğü kirli “fişleme ve baskı” mekanizmasını, bu kez yerel yönetim eliyle mahallelerimize kadar sokma itirafıdır.
Müslüman Uygur halkının inancını, orucunu ve ibadetini yasaklayan işgalci rejimin, mübarek Kurban Bayramına üç gün kala gerçekleştirdiği bu sinsi hamle, zamanlama açısından da planlı bir psikolojik saldırıdır.
Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi’nin, bu kanlı rejimin aktörlerine “üstün yönetim kabiliyetlerinden dolayı büyük bir hayranlık duyduğunu” belirtmesi ise, halkımızın bayram sevincini daha başlamadan kurutmuştur.
Belediye yönetiminin sergilediği bu aymazlık, sığındığı komşusunun evinde celladıyla el sıkışılan bir halkın hafızasında, asla silinmeyecek kara bir leke olarak kalacaktır.
Bu doğrultuda, Doğu Türkistan sivil toplum kuruluşları olarak taleplerimiz şunlardır:
1. Küçükçekmece Belediye Başkanı Sayın Kemal Çebi’nin, bu kapalı kapılar ardındaki görüşmenin içeriğine dair ilçesinde ikamet eden Doğu Türkistanlılara derhal şeffaf ve tatmin edici bir açıklama yapmasını talep ediyoruz.
2. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı’nın; diplomatik dokunulmazlık zırhının arkasına saklanarak, Türkiye’deki Doğu Türkistanlıları kendi mahallelerinde gözdağı, tehdit ve fişleme zeminiyle rahatsız eden Çinli diplomatların hareketlerini çok sıkı bir takibe almalarını rica ediyoruz.
İMZACI KURULUŞLAR:
* 1. Uluslararası Doğu Türkistan STK'lar birliği
* 2. Doğu Türkistan Alimler Birliği
* 3. Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği
* 4. Dünya Uygur Kurultayı Vakfı
* 5. Doğu Türkistan Derneği
* 6. İli Meşrep Uygur Vakfı
* 7. Doğu Türkistanlılar Federasyonu
* 8. Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği
* 9. Hanlık Kültür ve Yardımlaşma Vakfı
* 10. Genç İHH
* 11. Uygur Akademisi Vakfı
* 12. UDEF - Uluslararası Öğrenciler Dernekleri Federasyonu
* 13. Doğu Türkistan Yeni Nesil hareketi
* 14. Nuzugum Aile ve Kültür Derneği
* 15. Doğu Türkistan Basın ve Medya Derneği
* 16. Satuk Buğrahan İlim ve Medeniyet Vakfı
* 17. Saidiye Eğitim ve Marifet Derneği
* 18. Mavi Hilal İnsani Yardım Derneği
* 19. Uygur İlim , Medeniyet ve Araştırma Vakfı
* 20. Mazlumder - İnsan Haklari ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği
DOĞU TÜRKİSTAN'IN KISA TARİHÇESİ
Doğu Türkistan yüzölçümü itibariyle 1.828.418 kilometrekaredir. Doğu Türkistan; Tibet, İç Moğolistan ve Mançurya gibi Kızıl Çin müstemlekeleri dâhil, bütün Çin topraklarının beşte birini teşkil etmektedir. Fakat zengin petrol yataklarına sahip olması ve son dönemlerde Çin-Rusya arasındaki enerji yakınlaşmalarının kesiştiği bölge olması hasebiyle bölgenin önemi daha da artmıştır.
Doğu Türkistan, Türklerin eski yerleşme alanlarından biridir. Bölgeye ilk hâkim olan Türk Devleti, Hunlardır. M.Ö. 300 yıllarından itibaren Türk birliğini kurma çabalarına giren Hun Devleti, Doğu Türkistan’ı kendisine bağlamıştır. Doğu Türkistan coğrafyası bu tarihten sonra sırasıyla; Hun (M.Ö. 220-M.S. 386), Tabgaç (386–534) ve Göktürk (550–840) hâkimiyetinde kalmıştır. Uygur Türkleri 840 yılında bölgeye yerleşmiştir.
840 yılında Kırgızların Uygur başkentine girmesinden sonra Uygurlar kendilerini toparlayamamışlardır. Bir kısmı Kuzey Çin tarafına (Kansu bölgesine), bir kısmı da bugünkü Doğu Türkistan (Turfan ve Kaşgar) tarafına göç etmişlerdir. Bu bölgede kurulan Uygur Devleti Cengiz istilasına kadar varlığını devam ettirmiştir.
840’ta Kara-balasagun’da istilacılar tarafından öldürülen Uygur kağanının yeğeni Mengli’yi kağan seçerek 856’da Doğu Türkistan toprakları içinde 3. Uygur Devleti’ni kurmuşlardır. Uygur Devleti, Karahanlı Devleti ile X. yüzyılın sonlarına doğru birleşinceye kadar hüküm sürmüştür.
Yedisu tarafına göç eden Uygurlar, kendilerinden evvel buraya kadar gelerek yerleşik hayata geçen ve Tibetlilerle olan savaş sırasında Doğu Türkistan’ın güney taraflarına kadar gelen (Kaşgar, Yarkent, Hoten) Uygur Türkleriyle kaynaşmışlardır. Uygurlar, Karluk Türkleriyle birleşerek 880’de Karahanlı Devletini kurmuşlardır. Doğu Türkistan daha sonra Kara Hoca Uygur Hanlığı (846–1218) ve Türk-Moğol İmparatorlu hâkimiyeti altında kalmıştır (1218–1759).
1750’de Çin işgali başlamış ve 1862 tarihine kadar sürmüştür. Bu süre içinde Doğu Türkistan’da 42 isyan hareketi olmuştur. 1863’te Mehmed Yakup Bey, Kaşgar merkez olmak üzere devlet kurmayı başarmıştır. Bu devlet Abdülaziz’den istedikleri yardımı almışlardır. Mehmed Yakup Bey, en büyük desteği ise II. Abdulhamid tarafından görmüştür.
Desteğe rağmen kurulan devlet uzun ömürlü olamamıştır. Yakup Bey’in 1877 yılında vefat etmesi üzerine Çin hemen Doğu Türkistan’a saldırmıştır. 18 Mayıs 1878’de Doğu Türkistan’ın tamamını işgal etmiştir. 18 Kasım 1884’te Çin imparatorunun emriyle 19. eyalet olarak Şin-cang (Xin Jian “Yeni Toprak”) adıyla doğrudan İmparatorluğa bağlanmıştır.
1931 yılında Kumul kentinde bağımsızlık mücadelesi neticesinde bölgedeki Çinlilere karşı zafer kazanılmış ve 12 Kasım 1933’te Kaşgar’da Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kurulmuştur.Hoca Hacı Niyaz cumhurbaşkanı ilan edilmiştir.
Rus-Çin rekabetinden dolayı isyana destek veren Rusya daha sonra kendi egemenliğindeki Türklere (Batı Türkistan) kötü örnek olacağı korkusuyla isyan sonrasında Çin’e destek vererek kurulan devletin yıkılmasına yardımcı olmuştur.
Mücadele devam etmiş, 1944 yılında Gulca’da Çinlilere karşı yine galip gelinmiştir. Ayaklanmaya destekleyen Rusya, Gulca’da 1944 yılı Ekim ayında Şarkî Türkistan Cumhuriyeti’nin kurulmasına yardımcı olmuştur. Gulca, Tarbagatay ve İli şehirlerini içine alan bu cumhuriyet bölgedeki Çin kuvvetlerini yenmiştir. Ancak Rusya bu hızlı gelişmelerden korkup bu Cumhuriyetin yöneticilerini Çinliler ile anlaşmaya zorlamışlardır. 1946 yılında iki hükümet arasında 11 maddelik bir metin imzalanıp birleşik hükümet kurulmuştur. Böylece bu devlet de Rusya’nın olumsuz tutumu neticesinde ortadan kalkmıştır.
Bu arada Mao Çin’e hâkim olmayı başarmıştır. 1949 Eylül’ünde Doğu Türkistan’daki işgalci Çin birliklerinin komünist Çin hükümetine bağlılıklarını bildirmelerine üzerine Çin hiçbir askeri güç kullanmadan Doğu Türkistan’ı işgal etmiştir.
DOĞU TÜRKİSTAN DAVASI, TÜRKİYE - ÇİN EKONOMİK İLİŞKİLERİNE FEDA MI EDİLİYOR?
Türkiye cumhurbaşkanlığı forsundaki "16 Türk Devleti"nden biri, sekizinci yüzyılda Orta Asya'da hüküm süren Uygur Kağanlığı. Resmi törenlerde geleneksel kıyafetleriyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın arkasında duran askerlerden biri de Uygurları temsil ediyor.
Birleşmiş Milletler (BM), Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ndeki Uygur Türklerine yönelik uygulamalarına dair endişelerini son yıllarda çeşitli platformlarda dile getirmişti.
Uygurlar ve Türklük şuuruna sahip kişiler, bu bölgeyi Doğu Türkistan olarak adlandırıyor.
Çin, özerk bölgede oluşturduğu kamplarda Uygurları "zorla alıkoyup çalıştırmakla" ve onlara "kültürel asimilasyon" uygulamakla suçlanıyor.
2022 yılında, Türkiye dahil BM üyesi 50 ülke, Çin'e, Uygur Türkleri başta olmak üzere "keyfi olarak özgürlüklerinden mahrum bırakılan herkesi" serbest bırakması çağrısı yaptı
Bu çağrı, BM İnsan Hakları Komitesi toplantısında okundu ve Çin'in faaliyetleri "ağır ve sistematik insan hakları ihlalleri" olarak nitelendirildi.
Çin ise uzun süredir eleştirileri "içişlerine müdahale" olarak yorumlayarak reddediyor.
Pekin, Uygurlara yönelik politikalarını "terörle mücadele" ve "aşırıcılığın önlenmesi" kapsamında açıklıyor. Burada kurduğu kampları "mesleki eğitim merkezleri" olarak tanımlıyor, bu merkezlerin Uygur halkına iş becerileri kazandırmak ve toplumsal entegrasyonu artırmak amacıyla kurulduğunu savunuyor.
Türkiye'nin Çin ile ekonomik ilişkilerini artırma ve derinleştirme arayışıyla birlikte, Ankara'nın Uygur Türklerine desteği giderek azaldığı açık. 1999-2002 DSP-MHP-ANAP koalisyonunda Başbakan Yardımcısı olan MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin Çin ziyareti de kendi partisine mensup veya yakın olan Türk milliyetçileri arasında endişe ile karşılanmıştı.
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) iktidara geldiği 2002'den bu yana Türkiye ve Çin arasında onlarca üst düzey ziyaret gerçekleştirildi.
Bu temaslar sonucu, nükleer enerjiden para takasına birçok alanda çeşitli anlaşmalar imzalandı.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Mayıs 2024'te Çin'le yeni bir nükleer santral inşası konusunda anlaşmaya "çok yaklaşıldığını" açıkladı.
Türkiye ve Çin, Ekim 2024'te doğal kaynaklar ve madencilik alanlarında işbirliğine dair bir mutabakat zaptı imzaladı.
Uygur sorunuyla ilgili Türkiye'den Çin'e yönelik olarak bir zamanlar açıkça dile getirilen eleştiriler, artık çoğunlukla sembolik ifadelere, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu konuşmalarında geçen kısa cümlelere veya ikili görüşmelerde yapılan sınırlı atıflara indirgenmiş durumda.
Hem hükümete yakın hem muhalif kuruluşların konuya ilişkin haberlerinde de bu değişim açık biçimde görülüyor.
Çin'de Uygur Türklerine yönelik hak ihlalleri iddialarına dair geleneksel ve sosyal medyadaki haberler ile resmi ve uluslararası açıklamaları inceledi.
Türkiye hükümetinin konuya ilişkin açıklamaları ve medyadaki haberler, zaman sınırlamaları takip edildiğinde hükümetin ve hükumeti kayıtsız şartsız destekleyen partilerin söylem değişimi, medyaya da büyük ölçüde yansımış görünüyor.
Bir dönem Çin'i "asimilasyon" politikaları nedeniyle eleştiren ve Türkiye'nin Uygurların "koruyucusu" olduğunu öne çıkaran yayınlar yapan çeşitli kuruluşlar zamanla konuyu gündemden düşürdü.
Uygur Araştırmaları Merkezi Direktörü Abdülhakim İdris, Türkiye medyasının Uygurlara yönelik hak ihlallerini daha az gündeme getirmesi sonucu, kamuoyunun onların sorunlarına ilgisinin azaldığını ve 2000'li yılların başında görülen Uygur yanlısı kitlesel gösterilerin artık düzenlenmediğini söylüyor.
Türkiye ile Çin arasındaki ekonomik ilişkiler son yıllarda belirgin şekilde arttı.
İki ülke arasındaki ticaret hacmi geçen yıl yaklaşık 49,4 milyar ABD dolarına yükseldi.
Türkiye'nin Çin'den 44,9 milyar dolarlık ithalatı ise Türkiye'nin toplam ithalatının %13,1'ine denk geliyor ve Çin'i Rusya ve Almanya'nın önünde ilk sıraya yerleştiriyor.
Son yıllarda Çinli şirketler Türkiye'ye önemli yatırımlar yaptı.
2015'te China Merchants öncülüğündeki yatırımcılar Türkiye'de 920 milyon dolarlık bir liman yatırımı gerçekleştirdi.
Çinli çevrimiçi alışveriş platformu DHGate.com, 2018'de en büyük ofislerinden birini Türkiye'de açtı.
Aynı yıl Alibaba, Türkiye'nin önde gelen e-ticaret platformlarından Trendyol'un yüzde 75 hissesini 728 milyon dolara satın aldı. Alibaba Grubu Başkanı J. Michael Evans Eylül 2023'te, şirketin Türkiye'ye 2 milyar dolarlık yatırım planladığını söyledi.
Türkiye 2024'te de Çinli elektrikli araç devi BYD ile Manisa'da fabrika kurulmasına yönelik 1 milyar dolarlık anlaşma imzaladı. Ancak BYD söz konusu fabrikayı kurmadı.
Çin geçen yıl Türkiye'den yaklaşık 4,5 milyar dolarlık ürün ithal etti. Yani ticaret var ama kazanan Çin. Çin Türkiye'ye yalnız sanayi ürünleri değil tarım ürünleri de satıyor.
Çin'den doğrudan yatırımların artmasıyla ticaret hacminin daha da artması bekleniyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 2009'da başbakanken, İtalya'daki G-8 Zirvesi sonrası bir gazetecinin Uygurlarla ilgili sorusu üzerine, "Görüşme yaptığım bazı devlet başkanlarına ve başbakanlara düşüncelerimi ifade ettim. 'Vahşet' ifadesini Türkiye'de zaten kullandım. Onun da arkasındayım" demiş ve eklemişti: "Çünkü yüzlerce insanın öldürüldüğü ve bini aşkın insanın yaralı olduğu bir olayı, adeta bir soykırımı, herhalde başka bir kelime ifade etmez."
Erdoğan, 2012 yılında ise Çin ziyareti öncesi ise "Orada geçmişte yaşananları yeniden kaşımamız doğru olmaz" demişti.
Çin cehenneminden bir şekilde kurtulup Türkiye'ye gelebilen Uygurları ve Doğu Türkistanlı Kazakları asıl endişelendiren gelişme bir anlaşma idi. Türkiye ve Çin arasında 2017'de "Suçluların İadesi Anlaşması" imzalandı. İçişleri Bakanlığı'nın 2021 verilerine göre, Türkiye'de yaklaşık 43 bin 500 Uygur yaşıyor. Çin resmi makamlarının bunları suçlu gibi gösterip geri alma ihtimali bu insanları korkutuyor. Zaman zaman Tacikistan vb. ülkeler üzerinden iade işlemi yapıldığı iddiaları korkularını kat kat artırıyor.
VARYAG MESELESİ
6 Aralık 1985'te Nikolayev'in Güney Nikolayev (öncesi: Tersane 444) tersanesinde Sovyetler Birliği'nin 2. uçak gemisi olarak kızağa konduğunda Riga adıyla biliniyordu. 4 Aralık 1988'de denize indirildi. Adı, 1904'te Japon savaş gemilerince sıkıştırılınca mürettebatı tarafından teslim olmamak için batırılan Rus savaş gemisi Varyag'ı hatırlatması için Varyag olarak değiştirilmişti.
Rusya ve Ukrayna arasında yapılan bir anlaşmayla gemi 1993 yılında Ukrayna'ya bırakıldı. Geminin yapım çalışmaları maliyet sorunu sebebiyle 1992'de henüz %67 oranında tamamlanmışken durdurulmuştu. Gemi açık arttırma yoluyla satışa konuldu. motorları ve dümeni yoktu.
İngiltere, gemiyi 1996 yılında hurda olarak satın aldı. Ancak daha sonra sözleşme Ukrayna tarafından iptal edildi ve gemi askeri amaçlarla kullanılmama şartıyla 1998 yılında 20 milyon Amerikan dolarına Agencia Turistica e Diversoes Chong Lot Limitada isimli bir Makao turizm şirketine satıldı. Savaş gemisi olarak kullanılmaması için elektronik sistemleri ve güç kaynağı Ukrayna tarafından sökülmüştü.
Rus basınına göre söz konusu turizm şirketi paravandı ve gemi Çin donanmasına katılacaktı. Aynı iddia uluslararası savunma yayınları tarafından tekrarlandı ve Çin'in gemiyi uçak gemisi teknolojisini elde edebilmek amacıyla istediği vurgulandı. Geminin açık denizlere ulaşabilmek için İstanbul ve Çanakkale boğazlarından geçmesi gerektiğinden tartışmaya Türk basını ve kamuoyu da katıldı. Türk basınının asıl endişesi geminin boğazlarda kaza geçirmesi halinde boğaz trafiğinin en az 6 ay tamamen duracağı yönündeydi. Türkiye ise geminin hem bir savaş gemisi olması hem de motor ve dümeninin olmayışı sebebiyle Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni gerekçe göstererek Karadeniz'den Ege'ye geçiş için boğazların kullanılmasına izin vermiyordu.
Genelkurmay Başkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı'nın Çin'le ilişkilerin geliştirilebilmesi için geminin geçişine izin verilmesi gerektiği yönündeki görüşlerine Çin'in verdiği 1 Milyar ABD Doları tutarında teminat mektubu, geminin askeri amaçlarla kullanılmayacağı ve Türkiye'ye hatırı sayılır miktarda turist gönderileceği sözü eklenince Türk hükûmeti geminin tamamen boş olması şartıyla geçişine izin verdi.
Taşınması sırasında turizm amaçlı olarak kullanılacağı taahhüt edilen Varyag'ın 2011 yılında Çin Savunma Bakanlığı tarafından savaş gemisi olarak sefere çıkmasında bir sakınca olmadığı açıklandı. Geminin ilk sefer tarihinin onarım programına bağlı olduğu ve eğitim ve araştırma programının bir parçası olarak pilotların eğitiminde kullanılacağı belirtildi. Liaoning 2021 yılı itibarıyla aktif bir uçak gemisi olarak kullanılmaktadır.
TARİHTE TÜRK-ÇİN İLİŞKİLERİ
Köktürk kağanı Bilge Kağan, Türk milletini şöyle ikaz ediyordu:
"Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa kabilesine, milletine, akrabasına kadar barındırmaz imiş. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti, öleceksin!
Güneyde Çogay ormanına, Tögültün ovasına konayım dersen, Türk milleti, öleceksin! Orda kötü kişi şöyle öğretiyormuş: Uzak ise kötü mal verir, yakın ise iyi mal verir diyip öyle öğretiyormuş. Bilgi bilmez kişi o sözü alıp, yakına varıp, çok insan öldün! O yere doğru gidersen Türk milleti, öleceksin! Ötüken yerinde oturup kervan, kafile gönderirsen hiç bir sıkıntın yoktur. Ötüken ormanında oturursan ebediyen il tutarak oturacaksın. Türk milleti, tokluğun kıymetini bilmezsin. Acıksan tokluk düşünmezsin. Bir doysan açlığı düşünmezsin. Öyle olduğun için beslemiş olan kağanının sözünü almadan her yere gittin. Hep orda mahvoldun, yok edildin. Orda, geri kalanınla, her yere zayıflayarak ölerek yürüyordun.
Tanrı buyurduğu için, kendim devletli olduğum için kağan olup oturdum. Kağan olup oturup aç, fakir milleti hep toplattım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Yoksa bu sözümde yalan var mı? Türk beyleri, milleti, bunu işitin! Türk milletini toplayıp il tutacağını burda taşa yazdırdım. Yanılıp öleceğini yine burda taşa yazdırdım. Her ne sözüm varsa ebedî taşa yazdırdım. Ona bakarak bilin. Şimdiki Türk milleti, beyleri, bu zamanda itaat eden beyler olarak mı yanılacaksınız?"


