Osmanlılarda Matbaa

0

Sert bir basma kalıbının izini daha yumuşak bir maddenin üzerine baskıyla çıkarma esasına dayanan tab‘ etme / basım sanatının tarihi oldukça eskilere dayanır. Kâğıt üzerine ilk baskı örnekleri Çin’de ortaya çıkar. Burada 600 yılına doğru “blok kitap” basımı yapılmaya başlanmış, bunu Japonya ve Kore takip etmiştir. 


Uygur Türkleri’nin IX. yüzyıldan itibaren Çin modeline örnek teşkil eden ağaç harflerle baskı yaptıkları bilinmektedir. 


Kâğıt imali işinin Doğu’dan Batı’ya yayılması sonucunda Avrupa’da ağaç kalıplarla basım yapma teknikleri benimsenmiş, tek tek sayfalar basılmış, blok kitaplar da bunlardan türemiştir. Seri baskı yapılmasının ilk olarak Almanya’da Mainz şehrinde Johann Gutenberg tarafından 1440 yılında gerçekleştirildiği kabul edilir.


Matbaanın Avrupa’da siyasî ve dinî parçalanmanın bir mücadele silâhı olarak devreye girmesi kısa zamanda önem kazanıp yaygınlaşmasına yol açmıştır. Osmanlı Devleti’nde ise gayri müslim matbaaları özellikle din konulu eserlere ağırlık vermiş ve genelde eğitim amacı taşımaktan öteye geçmemiştir. İspanya’dan göç etmiş olan David ve Samuel ben Nahmias kardeşlerin bastığı, Jacob ben Asher’in standart bir hukuk kitabı olan Arba’ah Turim İstanbul’da kurulan yahudi matbaasının ilk ürünüdür (13 Aralık 1493).


İzmir’deki matbaa ise Abraham ben Yedidya Gabay tarafından açılır ve 1675’e kadar faaliyet gösterir. Bu şehirde 300 yıl içinde on iki basımevi tarafından çoğunlukla din (Hristiyanlık, Musevilik) ağırlıklı olmak üzere 400’den fazla eser basılır.


İstanbul, ağır bir gelişme hızı göstermiş olmakla beraber XVII. yüzyıla kadar giderek artan bir etkinlikle yahudi matbaacılığının Venedik ve Amsterdam yanında önde gelen merkezlerinden biri haline gelmiştir.


İstanbul’da ilk Ermeni matbaası 1567’de açılmış ve kısa zamanda yahudi matbuatıyla kıyaslanacak derecede etkin bir yayım hayatı yaşanmıştır. İlk matbaanın kurucusu olan Tokatlı Apkar matbaacılığı İtalya’da öğrenmiş, İstanbul’a döndüğünde gerekli malzemeyi beraberinde getirmiş, Surp Nigoğayos Kilisesi’nde ilk matbaayı açmıştı. 1567-1569 yıllarında burada dil bilgisi, takvim ve âyin kitaplarından oluşmak üzere beş eser basılmıştı.


İstanbul’da ilk Rum matbaası kiliseler arasındaki mücadelenin bir aracı olarak kurulmuş ve matbaacılık faaliyetine Londra’da başlayan Nicodemus Metaxas tarafından 1627’de açılmıştır. Beyoğlu’nda faaliyete geçen bu matbaanın bastığı ilk eser Mûsevîler Aleyhine Bir Risâle adını taşır. Matbaa 1628’de Cizvitler’in baskısıyla kapanır. Fener Rum Ortodoks Patrikhânesi’nde kurulan matbaa ise 1798’den sonra etkin bir şekilde faaliyet göstermeye başlar.


1751’de Beyrut’ta Aziz George Manastırı’nda ilk Rum-Ortodoks matbaası açılmışsa da bu uzun ömürlü olmamış ve burada yalnızca üç âyin kitabı basılmıştır. 


1785’te Mârûnîler’e ait bir matbaa Düvvâr’da (Lübnan) Mâr Mûsâ Manastırı’nda kurulmuş, İngiliz ve Amerikan Protestan misyonerlerinin 1820’lerde Malta’da tesis ettikleri matbaanın Arapça basım tezgâhları 1834’te Beyrut’a nakledilerek burada bir Amerikan misyoner matbaası açılmıştır.


İbrânîce metinler basmak üzere Kudüs’te ilk matbaanın en erken 1830’da açıldığı tahmin edilmektedir. 1848’de bir taş baskısı (litografya) yapan bir matbaa ile Protestan misyoner matbaası kurulmuştur. Daha sonraki yıllarda Kudüs, her türlü misyonerlik faaliyetinin merkezi haline dönüşerek Arapça ve Türkçe dahil çeşitli dillerden eserlerin buluştuğu bir yer olmuştur.


Basım faaliyetlerinin etkin bir şekilde görüleceği Mısır’da ilk matbaa Fransızlar’ın işgali sırasında ortaya çıkar. İlk basım ürünleri olan Arapça propaganda broşürleri olmuştur.


II. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim dönemlerinde zaman zaman, müslümanların Arap harfleriyle eser basmalarının yasaklanmış olduğu ileri sürülmüş olmakla beraber bu hususta elde belge yoktur. Bununla birlikte İbrâhim Müteferrika’dan önce bir Türk matbaasının işletmeye açılması için yabancıların çeşitli girişimlerde bulunduğuna temas eden kayıtlar mevcut olmakla beraber bunların ne derece gerçek olduğunu tam olarak tahkik etmek mümkün değildir. Venedik kanalıyla güzel hurufatlı bir matbaa takımının getirtilmiş olduğu, aynı şekilde başka bir denemeye bir İngiliz girişimci tarafından teşebbüs edildiği, her ikisinde de malzemelerin müsadere edilerek denize atıldığı, yalnızca İngiliz’in zararının ödendiği, matbaa getirmek isteyen bir mühtedinin ise idam edildiği, IV. Mehmed zamanında (1648-1687) yapılan girişimin ulemânın el yazısıyla kitap çoğaltan hattatların geçim sıkıntısına düşecekleri uyarısı üzerine sonuçsuz kaldığı, diğer bir teşebbüsün de sadrazam tarafından önlendiği gibi bilgiler çeşitli kaynaklarda yer almaktadır. Türkiye'de Türkler tarafından matbaa kurulup eser basılmasının engellenmesine ve Türklerin cahil bırakılmasına, hayatlarını eser çoğaltmakla kazanan müstensihlerin karşı çıkmasının sebep olduğu iddiası da tahmine dayalı bir yakıştırmadan öteye geçemez.


Müslüman Türklerin matbaanın nimetlerinden faydalanmakta geç kalmalarının dünyadaki gelişmelerin ve ilerlemelerin halktan gizlenmesinde en mühim etken olduğu, Osmanlı devletinde okuryazar sayısının da bu sebeple düşük olduğu inkar edilemez bir gerçektir. O sebepledir ki İstanbul'da ulema ve paşa mezarlarının başındaki süslü taşlara sülüs kitabelerle mezardakinin kimliği yazlırken köylerimizde okuma yazma bilen olmadığından mezar taşları genellikle yazısızdır.


Tags

Yorum Gönder

0 Yorumlar

Yorum Gönder (0)

#buttons=(Çerezleri kabul et) #days=(20)

Web sitemiz çerezler sunmaktadır. Kabul edin
Çerezleri kabul et